Biz Yokken Neler Oldu?

Blogspot yasağı evlerimizi şenlendirirken, son 1 ay içerisinde kaç defa özel alan adı adresi değiştirdiğimi bilmiyorum. 2 gün ileri, 3 gün geri şeklinde mehter marşı kıvamında ilerleyen blog; yasak kalktığında da kullandığı özel adreslerden muzdarip oldu. Blogu tekrar ayağa kaldırmam bugünü buldu; haliyle son birkaç hafta içerisinde pek çok şey oldu, pek çok şeyle karşılaştık. Bunlardan bazılarına burada değinmek de lazım artık.

  • Coachella
En yakın tarihli ve kaçırılmaması gerekenden başlayalım. Amerika'nın şanı kendinden büyük Coachella Music and Arts Festival'ı bu haftasonu gerçekleşiyor. Televizyon üzerinden festival seyretmek, hepimizin aşina olduğu bir konsept olsa da, bunu Youtube üzerinden henüz yapmamıştık. "Youtube is the new television" konseptine uygun olarak, Coachella festivalini Youtube'dan seyretmek mümkün oldu. Bu sabaha karşı Arcade Fire, Elbow gibi isimleri canlı seyrettiğimiz festivalde, pazartesi sabahına yaklaşırken Strokes, Ratatat, PJ Harvey gibi isimler sahne alacak.



  • Vodafone Project Mapping
Geçtiğimiz 2 haftanın güzel projelerinden biri, Vodafone UK tarafından gerçekleştirildi. Cep telefonlarının evrimini görüntüleyen bir videoyu yayına sunan Vodafone'un bu videosunda project mapping teknolojisi kullanılması oldukça başarılı bir tercih olmuş. Video kendini açıklayan bir yapıya sahip, akılda tutulası.





  • İş Değişikliği
Geçtiğimiz 2 haftanın benim için en önemli olayı ise bu oldu elbette. Radikal ve kariyer şekillendirici bir karar alarak 3 aydır çalıştığım, parçası olmaktan da gurur duyduğum Promoqube'dan bu Cuma itibariyle ayrıldım. 2010'un ikinci yarısında staj yapmış olduğum Royal Bank of Scotland'a, bu sefer çalışan olarak geri dönüyorum. Pazartesi günü başlayan macera, daha önceki hiçbir maceranın sürmediği kadar uzun sürecek ve bir kısmını şu anda bile öngöremediğim pek çok yolu önüme sunacak. Lifehacker'da yayınlanan bir makaleyi önemli bir başlangıç noktası olarak gördüğümü de belirtmeliyim.

  • Otomata
İTÜ MIAM'da okuyan Batuhan Bozkurt'un projesi olan Otomata beni yakın zamanda heyecanlandıran şeylerden biri. Bir Flash plugini içerisine yerleştirilmiş bu uygulamada hücrelerin yerlerini ve doğrultularını belirleyerek bazı ritmlere ulaşmak mümkün. Oldukça akıl dolu bu uygulama aklıma başka bir şeyi de getiriyor elbette: Reactable. Daha önce de bahsetmiş olduğum Reactable'ın mobil versiyonu (ki sadece 10 dolar) ile Otomata'yı (olası bir mobil versiyonunu elbette) sahnede kullanacak birisi, başka bir enstrümana ihtiyaç duymadan pek çok performansa imza atabilir.






  • Game of Thrones
Buradan sonrasını kısa tutalım. Son 1 - 1.5 haftadır beni en çok heyecanlandıran projelerden biri ise, HBO'nun yeni dizisi Game of Thrones. A Song of Ice and Fire serisinden uyarlanan bir proje olan Game of Thrones, kurgusal bir dünyadaki güç dengelerini ve savaşlarını konu alıyor desek yeridir. Diziyi tanımlarken en sık yapılan referans ise, farklı bir dünyada geçen The Wire olduğu. The Wire'ı dünyanın en iyi dizisi kabul eden ve HBO'dan kötü bir şey çıktığına henüz şahit olmayan birisi olarak bu gece ilk bölümü yayınlanacak olan diziyi heyecanla bekliyorum.





  • The Wire
Kalitesine kıyasla televizyon dünyasının en underrated dizisi olarak nitelendirebileceğim The Wire, Baltimore'da geçen bir suç dizisi. Ancak diziyi tek bir janr ile sınırlandırmak doğru olmaz; 5 sezon boyunca birbiriyle bağlantılı pek çok farklı konuyu ele alan dizi, en basit tabirle Deferred Gratification örneği olarak ele alınabilir. Yaklaşık 2 hafta önce 5. sezonunu da bitirme fırsatına eriştiğim dizinin Türkiye'de bu kadar az duyulmuş olması acı verici elbette. Sonuçta Harvard Law School, UC Berkeley ve Duke gibi üniversitelerde ders olarak okutulmuş bir diziden bahsediyoruz. Daha ilk sezonundan, dizinin en iyi sahnelerinden birini de örnek olarak koyalım.




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...