Bir Sosyal Medya Rezaleti: DeFacto

Çok kısa tutalım, zaten daha önce karşılaşmadığımız şeyler değil.



Verilen Facebook adresi doğru. Birisinin kafasına göre DeFacto için böyle bir dangalaklık yapma ihtimali de düşük olduğuna göre isteğin markadan geldiğini varsayabiliriz belki. E-mail adresinin Gmail olması da dikkat çekiyor.

Sosyal medya üzerinde hala böyle şeyler yapanlar varmış demek ki.

Jamiroquai




  • Öncelikle şunu belirtmeli: Jamiroquai konseri, bu sene Kuruçeşme Arena'da seyrettiğim ilk konser oldu. Bundan önceki senelerde seyirci alanının arka taraflarında kalanların çektikleri işkenceyi hatırlamamak mümkün değil. Ancak gördüğüm kadarıyla bu soruna çözüm olarak en sonunda seyirci alanının arka bölümlerini, ön bölümlerine göre daha yüksekte kalacak şekilde yeniden tasarlamışlar. Sahneye oldukça uzak bir yerde olmama rağmen görüş olarak hiç sıkıntı çekmedim.
  • Ön grup olarak sahne alan Multitap'in sadece bir kısmını dinleyebildim, DANdadaDAN'ı anımsattı biraz. Sound iyi, sözler kötü; yine de kayıtlarını dinleyerek bir şans daha vereceğim.
  • Jay Kay'in sahne performansına söylenecek hiçbir söz yok elbette. Sürekli harekette olup bir an olsun sakin durmadan şarkılarını söyledi, klişe tabirle "sahnede basılmadık yer bırakmadı".
  • Jamiroquai orkestrası da oldukça başarılıydı, Aslına sadık kalan şarkılarda bire bir performans sergiledikleri gibi canlı performans düzenlemelerinde de oldukça etkileyiciydiler. Jay Kay de, konser boyunca pek çok şarkıda orkestra üyelerine solo fırsatı tanıdı.
  • Feels Just Like It Should ve Love Foolosophy bence konserin en iyi iki şarkısı oldu. İki şarkıda da canlı performans düzenlemeleri bolca yer alıyordu, özellikle de Love Foolosophy'nin girişi büyüleyiciydi.
  • En iyi performans listesinde 3. sırada ise Deeper Underground yer almakta.
  • Seyirci kitlesi naçizane fikrimce fena değildi. "Son dakika davetiyecileri" göze çarpmaktaydı elbette. Popüler şarkılara yüksek sesle eşlik eden, geri kalan şarkılarda sadece takılan bir seyirci kitlesi gözlemledim.
  • Daha önceki setlistlerinden gördüğüm kadarıyla Virtual Insanity çalmayacaklardı, bu açıdan beklentimi düşük tutmakla beraber, çalmamış olmalarına yine de üzüldüm.
  • Deeper Underground başlarken Cem Yılmaz VIP bölümünün demirlerine çıkarak koro yönetme tribine falan girdi, eğlenceli bir sahne oldu.


    Bodrum


    • Bayram tatilini fırsat bilerek 4 günlük bir Bodrum seyahatimiz oldu. Turgutreis ile Akyarlar arasında kalan bölgede bir otele gittik. Çoğunluğun iddialarının aksine kayalık bir deniz ile karşılaşmasam da soğuk olduğunu inkar edemem.
    • Bodrum'un küçük bir İstanbul'a dönüşmüş olduğu bilindik bir gerçek. Ancak girişinde yarım saat trafikte beklemek oldukça ilginç bir deneyim oldu. Barlar Sokağı'nın sadece vitrinlerden ibaret olması da ayrı bir başarı.
    • Bodrum'un en trend gece hayatı aktivitesi Club Catamaran ile denize açılmak olmuş. Onun yerine Mandalin'de sabaha kadar Soul Stuff  ile eğlenmek çok daha cazip bir alternatif oldu. Soul Stuff kesinlikle Türkiye'nin en iyi sahne performansına sahip cover grubu, Mandalin de Bodrum merkezdeki en iyi barlardan biri olabilir.
    •  Plaj voleybolunda bir insanın ne kadar dominant olduğu, kafasındaki kellik oranı ve sahip olduğu top sakala bağlı olarak belirleniyor sanırım. İki kel-sakallı adam karşı takımlara geldiği zaman ise çirkeflik diz boyu. 
    • Özellikle bulunduğumuz yerlerdeki turistlerin yaş ortalamasının 45+ olması, buna rağmen her birinin yanında en fazla 5 yaşında çocuklar olması da göze çarpan ilginç şeylerden biri oldu.


      Steve Jobs

      Apple Inc. says Steve Jobs resigning as CEO, effective immediately.


      The company said Wednesday that Jobs will be replaced by Tim Cook, who was the company’s chief operating officer.



      Apple yönetim kuruluna yazmış olduğu açıklamanın şu olduğu belirtiliyor:

        “I have always said if there ever came a day when I could no longer meet my duties and expectations as Apple’s CEO, I would be the first to let you know. Unfortunately, that day has come.”


       

       Kapaklar görüldüğü üzere Newsweek'e ait, sırasıyla 1984, 1988 ve 2004'ten geliyor.

       Gelişmeleri merak ediyoruz.

      Amy Winehouse: Club 27 Kalabalıklaşıyor

      I cheated myself
      Like I knew I would
      I told you I was trouble
      You know that I'm no good


      Amy Winehouse'un ölümüyle ilgili haberler yayınlandıktan sonra Back to Black referanslarıyla sık sık karşılaşsak da benim için Winehouse, yukarıdaki dizelerle daha güzel ifade edilebilir.

      Amy Winehouse'la ilgili böyle bir haberi bir gün duyacağımızı biliyorduk elbette ama bu kadar erken gelmesini beklemiyorduk diyebilirim. Son turnesindeki görüntüler acı vericiydi zaten.



      Winehouse'un Club 27'ye girmesi ise ilginç bir tesadüf oldu elbette. (Club 27, 27 yaşında hayatını kaybeden sanatçılara ithafen kullanılan bir tabir; listede Jim Morrison, Kurt Cobain, Janis Joplin, Brian Jones ve Jimi Hendrix de bulunuyor).

      Club 27, "Hızlı yaşa genç öl" den çok daha fazlasıydı elbette. Yukarıdaki listede yer alan insanların (ve yine bir Club 27 üyesi olan, Manic Street Preachers gitaristi Richey Edwards'ın) hayatları aslında önemli benzerlikler taşıyor.

      Bu yüzden de, Club 27 üyelerini, Amy Winehouse'un ölümü vesilesiyle, kendilerini en iyi anlatabilecek bir şarkıyla anmakta fayda olacak.




      TEDGlobal 2011: Taking Back the Internet

      11 Temmuz'da başlayan ve Cuma günü sona erecek olan TEDGlobal 2011'den yayınlanan ilk videolardan biri Rebecca MacKinnon'a aitti.


      Yakın zaman içerisinde gündemde olan, muhtemelen önümüzdeki aylarda da sık sık karşımıza çıkacak olan dijital dünyada etik konseptini ele alan MacKinnon'ın konuşması, genellikle çoğumuzun bildiği örneklere değinse de oldukça önemli bir noktaya parmak basıyor.



      Konuya denk düşecek şekilde, Temmuz 2011 Wired İngiltere baskısında Eli Parisher'ın bir yazısı bulunuyor. Filter Bubble adını taşıyan kitabını Mayıs ayında yayınlayan Parisher, dijital dünya üzerine kurulu şirketlerin taşıdıkları sorumlulukları ve sahip olmaları gereken etik değerleri Wired'daki yazısında kısaca ele alıyor. İnternetin olgunlaşmaya başlamasıyla birlikte bu tartışmaların da gündeme geleceğini tahmin etmek çok da zor değildi; ancak şu anda tamamen kar ve hisse değeri yükseltme odaklı çalışan internet girişimlerinin bu taleplere nasıl yanıt vereceği cevaplanması gereken önemli bir soru olarak önümüzde duracak.

      Parisher'ın yazısından bir alıntı aşağıda bulunuyor; yazının tamamını ise Wired UK'den okuyabilirsiniz.

      At times, this attitude can verge on a "Guns don't kill people, people do" mentality -- a wilful blindness to how their design decisions affect the daily lives of millions. That Facebook's button is named "Like" prioritises some kinds of information over others. That Google has moved from PageRank -- which is designed to show the societal consensus result -- to a mix of PageRank and personalisation represents a shift in how Google understands relevance and meaning.

      This amorality would be par for the corporate course if it didn't coincide with sweeping, world-changing rhetoric from the same people and entities: Google's mission to organise the world's information, Apple's rhetoric of social change. Facebook describes itself as a "social utility", as if it's a 21st-century phone company. But when users protest about Facebook's constantly shifting and eroding privacy policy, Mark Zuckerberg often shrugs it off with the "caveat emptor" posture that if you don't want to use Facebook, you don't have to.


      VW: The Dark Side

      Volkswagen'in büyük ses getiren The Force reklamına Greenpeace'ten cevap geldi.

      VW: The Dark Side adı verilen kampanyada, Volkswagen'in karbon emisyonu konusundaki kısıtlamalara karşı çıkmasına tepki gösterilmekte.

      İki parça halinde yayınlanan videolara aşağıdan ulaşabilirsiniz.







      Google Plus

      Google, sosyal medyaya hakim olma uğraşlarına devam ediyor.



       Google, uzun süredir sosyal medya kanalları üzerinde popülerlik kazanmaya çalışan pek çok uygulama ile karşımıza çıktı. Google Buzz ve Google Wave, bildiğiniz üzere başarısız, kullanması zor örnekler olarak unutulup gitmişti. Geçtiğimiz aylarda +1 adını verdiği özelliği tanıtan şirket, yeni hamlesiyle de şu sıralar oldukça konuşulmakta.


      Google Plus adı verilen proje, internet üzerinde gerçek zamanlı içerik paylaşımı üzerine kurulu. Circles, Sparks, Hangouts, Instant Upload ve Huddle olarak adlandırılan 5 özelliğin birleşimi ile ortaya çıkmış olan Plus, önemli bir hamle kesinlikle. Facebook'un bir platform olarak bu kadar güçlendiği bir alanda, Google'ın bu tehlikeye bir cevap üretmeye çalışması oldukça normal olsa da, bir kıstas kriteri olarak Facebook ile karşılaştırıldığında çok da fazla yeni bir şey önermediğini görüyoruz.

      Hangouts dışında ortada yenilikçi bir fikirin olduğunu söylemek mümkün değil. Hangouts ise, real-time video desteği sunduğu için yoğun bir şekilde kullanılma potansiyeline sahip. Sonuçta comScore'un 2011 raporu incelendiğinde de video içeriklerinin önümüzdeki dönemde büyük yükselişe geçeceğini görüyoruz.

      Yükselişe geçecek bir diğer alan ise akıllı telefonlar ile mobil internet olacak, ve Google'ın Plus ile bu alana yatırım yapmasının ne kadar yerinde bir karar olduğunu göreceğiz. Ancak mobili bir kenara bıraktığımızda Google Plus'ın kısa vadede tutabilecek bir proje olduğunu söylemek fazla iddialı olacak.

      Neil Patrick Harris @ The Tony Awards

      Amerika'nın tiyatro alanındaki en prestijli ödül töreni olan Tony Awards'u bu sene sunan isim pek çok insanın How I Met Your Mother'daki Barney rolüyle tanıdığı Neil Patrick Harris oldu. Harris'in açılış performansı ise tekrar tekrar izlenesi derecede şahaneydi.

      Gay olduğunu daha önceden açık bir şekilde duyurmuş olan Harris, "Broadway is not just for gays anymore" temalı, Glee tandanslı bir performans sergiledi.



      Harris, ödül töreninin kayda değer performanslarından bir diğerini ise Hugh Jackman eşliğinde sergiledi.





      The Girl With the Dragon Tattoo


      Keywordler:

      David Fincher
      Daniel Craig
      Trent Reznor
      Christopher Plummer


      "Social Network iyiydi güzeldi de David Fincher'ın tarzından çok uzaktı." diyenler için geliyor. 21 Aralık'ta gösterime girecek olan film, benim en merak edilenler listemde zirveye oynamakta şu anda. 

      Soundtrack bir kez daha Trent Reznor'a ait olacak, fragmanda dinlenilen şarkı ise Trent Reznor - Karen O işbirliğiyle ortaya çıkan bir Led Zeppelin coverı, Immıgrant Song.




      Google Chrome: Lady Gaga

      Google ile Lady Gaga arasındaki işbirliğinin ilk meyveleri Mart ayı içerisinde yayınlanan "Google Goes Gaga" röportajı ile ortaya çıkmıştı.




      Bu işbirliğinin devamında ne geleceği merak ediliyorken dün gece yayınlanan Saturday Night Live sezon finalinde bomba patlatıldı. Lady Gaga'nın konuk olduğu SNL finalinde, Google'ın, Gaga ile birlikte çektiği Chrome reklam filmi yayınlandı. 



      9 Mayıs'ta yeni singleı Edge of Glory'i yayınlayan Gaga, hayranlarının Youtube'da yayınladığı "user-generated" cevap videolarını artırmak için bir mesaj yayınladı. Bu mesajın devamındaki 10 gün içerisinde yayınlanmış yüzlerce video arasından derlemeler yapılarak yukarıda seyrettiğiniz reklam filmi oluşturuldu ve televizyon kanallarına gönderildi.

      Google, bu reklam ile webin gücünü göstermeye çalışsa da, Gaga'nın arkasındaki hayran kitlesini görüp büyülenmemek elde değil. 16 Mayıs tarihli şu tweetin yarattığı etki bile pek çok şey anlatmakta.



      15 Mayıs 2011: Sansüre Karşı Yürüyüş

      18 Temmuz 2010'da oradaydık, bugüne kıyasla çok daha az insan vardı; çünkü durumun vehametinin ve varabileceği boyutun farkında değildi pek çok insan.

      İnternet filtresinin ne olduğunu artık anlatmaya gerek yok; ancak buna karşı verilen tepkileri her yerde duyurmamız, neler yaptığımızı herkese anlatmamız gerekiyor.

      Bugün Taksim'deydik. Kaç kişi olduğumuzla ilgili sayı verilemiyor. 200 diyenleri de gördük; öyle bir şey olmadığına bizzat şahit olduk. 10.000, 40.000 sayıları dönüyor; ancak fikir vermesi açısından şunu söyleyebilirim: Biz Tünel'e vardığımızda İstiklal Caddesi'nin başlarında insanlar vardı.

      18 Temmuz'da sorduğumuz soruyu tekrar soralım: Biz 15 Mayıs 2011 saat 14.00'te Taksim'deydik. Siz neredeydiniz?








      Çekebildiğim fotoğrafların tamamına ise şuradan ulaşabilirsiniz.


      Twitter Artık Türkçe

      Twitter'ın Türkçe dil desteği vermeye başlayacağı, sosyal medya ortamlarında uzun süredir konuşulan konulardan biriydi. Bugün itibariyle, bu desteğin kullanıcılara sunulduğunu görebiliyoruz.



      Ayarlardan Twitter'ın dil seçeneğini Türkçe'ye çevirmek mümkün. Devamında çıkan "Çevirilerde yardımcı olmak ister misiniz?" uyarısını da gözden kaçırmamak lazım. Çeviride gördüğünüz sıkıntıları buraya da yazmakta fayda var.

      Konuyu değerlendirelim. Çevirilerin tamamını incelememekle beraber gözüme çarpan önemli bir sıkıntı olmadığını belirtmeliyim. Facebook'un Türkçe olmasıyla birlikte kullanıcı sayısında gördüğü artışın bir benzerini Twitter'ın da Türkçeleşmesiyle göreceğimizi tahmin edebiliriz. Hatta bir hipotez olarak, tipping pointe oldukça yaklaştığını öne sürebileceğimiz Twitter'ın, önümüzdeki aylarda önemli bir sıçrama yaşaması da mümkün. Kalite açısından bu bir sıkıntı olsa da, sosyal medya "uzmanları" için fırsatın daha da büyümesi anlamına gelebilir.

      Twitter'ı TweetDeck üzerinden birisi olarak ise benim hayatımda hiçbir şey değişmedi.

      Cannes Young Lions'a Katılma Fırsatı

      19 - 25 Haziran tarihleri arasında gerçekleşecek olan Cannes Lions "Yaratıcılık Festivali'ne" Youtube 2009'dan beri ilginç bir konseptle destek veriyor.

      Festivalde gerçekleşecek olan Young Lions yarışmasına, Youtube üzerinde yapılacak olan yarışmayı kazanarak katılabiliyorsunuz. 2009 ve 2010'da Türkiye'den de katılımcıları gördüğümüz bu yarışmanın konsepti kısaca şöyle:

      Youtube 48 Hour Contest adı verilen yarışmada, Youtube, belirlediği bir tarihte herkese açık bir brief yayınlıyor. Bu briefe uygun bir şekilde 48 saat içerisinde reklamlarınızı çekip Youtube'a yükleyebiliyorsunuz. Bunun ardından ise reklamı en çok izlenen yarışmacılar arasından belirli sayıda kişi (bu sene 2 kişi seçilecek) Cannes'daki Young Lions'ta Film kategorisinde yarışma hakkı elde ediyorlar.

      Youtube'un, bu seneki briefi vermek için seçtiği tarih 13 Mayıs. Şimdiden bir yerlere not almakta fayda var.

      Yarışmayla ilgili yayınlanan video ise gereken bütün her şeyi açıklıyor:




      THY'den Viral: Evlenme Teklifi

      Keywordler: Türk Hava Yolları, viral video, evlenme teklifi.



      Açıklama: Açıkçası video her şeyi anlatıyor. Pazarlama "uzmanlarını" ise ikiye bölmüş durumda. Markanın daha ilk anda ortaya çıktığı videoya viral demeyenlerin görüşünü paylaşmıyorum şahsen. Viral marketingin tanımına baktığımızda da önemli olanın içeriğin yayılabilmesi olduğunu görüyoruz. Seyrettiğimiz video da yayılmaya oldukça müsait bir içeriğe sahip, aynı şekilde buzz yaratma potansiyeli de oldukça yüksek. Yayılan, buzz yaratabilen bir pazarlama içeriğinin başarısız olduğunu iddia etmek oldukça güç. Viral bir videodaki içeriğin marka imajına ters düştüğü, markanın çıkarlarına hizmet etmediği gibi iddialar ise daha tutarlı bir eleştiri olabilir. Ancak seyrettiğimiz videonun Türk Hava Yolları'nın güncel algısıyla oldukça tutarlı olduğunu görüyoruz. Tumblr üzerine kurulmuş, içeriği güçlü bir blogla desteklenmesi de ekstrası.

      Videonun görsel kalitesi bu kadar yüksek ve içeriğinin bu kadar "steril" olması ise oldukça ilginç elbette.

      Dipnot: Alttaki görsel, yukarıdaki açıklamayı oldukça anlamlı bir şekilde destekliyor tahminimce.



      TED'de Konuşmak İster misiniz?

      Son zamanlarda gördüğümüz dahiyane fikirlerin önemli bir kısmını bize sunan bir oluşum olan TED, sözü şimdi de takipçilerine bırakıyor.

      California'da gerçekleşecek TED 2012'de sahneye çıkan isimlerden biri olmak mümkün; ancak tabi ki zorlu bir süreçten geçmeniz gerekiyor.


      Kendi bloglarından yapılan açıklamaya göre sürece dahil olmak için öncelikle fikrinizi anlatan bir dakikalık bir videoyu Youtube ya da Vimeo'ya yükleyerek başvuru formu ile birlikte göndermeniz gerekiyor. Seçilen katılımcılar ise jüri önünde performans sergileyecek ve en beğenilenleri TED websitesine yüklenerek oylamaya açılacak. Oylamayı kazanan kişi ise TED sahnesine çıkacak.

      Chris Anderson, uzun bir süredir TED'in aşırı elitist bir grup insandan oluştuğu fikrini yıkmaya çalışıyordu. Videoların websitesine konmasıyla başlayan sürece en son halka olarak ise insanların fikirlerini paylaşabildiği forumları eklediler. Son girişimleri, jürinin üzerine büyük bir yük eklese de küratörlerin işini bir nebze de olsa kolaylaştıracaktır. Sonuçta TED'de sahneye çıkacak insan bulma problemini giderme konusunda önemli bir hamle olacak.

      Konuyla ilgili Mashable'da çıkan makaleye de göz atmakta fayda var.

      Biz Yokken Neler Oldu?

      Blogspot yasağı evlerimizi şenlendirirken, son 1 ay içerisinde kaç defa özel alan adı adresi değiştirdiğimi bilmiyorum. 2 gün ileri, 3 gün geri şeklinde mehter marşı kıvamında ilerleyen blog; yasak kalktığında da kullandığı özel adreslerden muzdarip oldu. Blogu tekrar ayağa kaldırmam bugünü buldu; haliyle son birkaç hafta içerisinde pek çok şey oldu, pek çok şeyle karşılaştık. Bunlardan bazılarına burada değinmek de lazım artık.

      • Coachella
      En yakın tarihli ve kaçırılmaması gerekenden başlayalım. Amerika'nın şanı kendinden büyük Coachella Music and Arts Festival'ı bu haftasonu gerçekleşiyor. Televizyon üzerinden festival seyretmek, hepimizin aşina olduğu bir konsept olsa da, bunu Youtube üzerinden henüz yapmamıştık. "Youtube is the new television" konseptine uygun olarak, Coachella festivalini Youtube'dan seyretmek mümkün oldu. Bu sabaha karşı Arcade Fire, Elbow gibi isimleri canlı seyrettiğimiz festivalde, pazartesi sabahına yaklaşırken Strokes, Ratatat, PJ Harvey gibi isimler sahne alacak.



      • Vodafone Project Mapping
      Geçtiğimiz 2 haftanın güzel projelerinden biri, Vodafone UK tarafından gerçekleştirildi. Cep telefonlarının evrimini görüntüleyen bir videoyu yayına sunan Vodafone'un bu videosunda project mapping teknolojisi kullanılması oldukça başarılı bir tercih olmuş. Video kendini açıklayan bir yapıya sahip, akılda tutulası.





      • İş Değişikliği
      Geçtiğimiz 2 haftanın benim için en önemli olayı ise bu oldu elbette. Radikal ve kariyer şekillendirici bir karar alarak 3 aydır çalıştığım, parçası olmaktan da gurur duyduğum Promoqube'dan bu Cuma itibariyle ayrıldım. 2010'un ikinci yarısında staj yapmış olduğum Royal Bank of Scotland'a, bu sefer çalışan olarak geri dönüyorum. Pazartesi günü başlayan macera, daha önceki hiçbir maceranın sürmediği kadar uzun sürecek ve bir kısmını şu anda bile öngöremediğim pek çok yolu önüme sunacak. Lifehacker'da yayınlanan bir makaleyi önemli bir başlangıç noktası olarak gördüğümü de belirtmeliyim.

      • Otomata
      İTÜ MIAM'da okuyan Batuhan Bozkurt'un projesi olan Otomata beni yakın zamanda heyecanlandıran şeylerden biri. Bir Flash plugini içerisine yerleştirilmiş bu uygulamada hücrelerin yerlerini ve doğrultularını belirleyerek bazı ritmlere ulaşmak mümkün. Oldukça akıl dolu bu uygulama aklıma başka bir şeyi de getiriyor elbette: Reactable. Daha önce de bahsetmiş olduğum Reactable'ın mobil versiyonu (ki sadece 10 dolar) ile Otomata'yı (olası bir mobil versiyonunu elbette) sahnede kullanacak birisi, başka bir enstrümana ihtiyaç duymadan pek çok performansa imza atabilir.






      • Game of Thrones
      Buradan sonrasını kısa tutalım. Son 1 - 1.5 haftadır beni en çok heyecanlandıran projelerden biri ise, HBO'nun yeni dizisi Game of Thrones. A Song of Ice and Fire serisinden uyarlanan bir proje olan Game of Thrones, kurgusal bir dünyadaki güç dengelerini ve savaşlarını konu alıyor desek yeridir. Diziyi tanımlarken en sık yapılan referans ise, farklı bir dünyada geçen The Wire olduğu. The Wire'ı dünyanın en iyi dizisi kabul eden ve HBO'dan kötü bir şey çıktığına henüz şahit olmayan birisi olarak bu gece ilk bölümü yayınlanacak olan diziyi heyecanla bekliyorum.





      • The Wire
      Kalitesine kıyasla televizyon dünyasının en underrated dizisi olarak nitelendirebileceğim The Wire, Baltimore'da geçen bir suç dizisi. Ancak diziyi tek bir janr ile sınırlandırmak doğru olmaz; 5 sezon boyunca birbiriyle bağlantılı pek çok farklı konuyu ele alan dizi, en basit tabirle Deferred Gratification örneği olarak ele alınabilir. Yaklaşık 2 hafta önce 5. sezonunu da bitirme fırsatına eriştiğim dizinin Türkiye'de bu kadar az duyulmuş olması acı verici elbette. Sonuçta Harvard Law School, UC Berkeley ve Duke gibi üniversitelerde ders olarak okutulmuş bir diziden bahsediyoruz. Daha ilk sezonundan, dizinin en iyi sahnelerinden birini de örnek olarak koyalım.




      April Fools Day

      1 Nisan şakalarının internet aleminde büyük bir eğlence kaynağına dönüştüğünü bilmeyen yoktur muhtemelen. Yurtiçinde Ekşi Sözlük, yurtdışında ise başta Google olmak üzere pek çok kurum/websitesi, 1 Nisan için yıllardır yeni yeni şeyler çıkartmakta.

      2011'de de bu durum pek değişmedi. Sabahın erken saatlerinden itibaren yeni yeni 1 Nisan içeriklerini duymaya başladık.


      Gün içerisinde güncellenecek olan bu yazıyla birlikte, şimdiye dek karşıma çıkmış olan 1 Nisan içeriklerini paylaşacağım.


      Şu ana dek en çok 1 Nisan içeriği paylaşan websitesi Google oldu. Gmail, Chrome ve Adwords için 1 Nisan şakaları hazırlayan Google, iş ilanı kısmını da boş bırakmadı.


      Gmail: GMail Motion



      Motion'ın Google Documents için de entegre edileceği iddiasında bulunan Google; şu ana dek günün en iyi içeriğine ve (aşağıda görülen) en iyi görseline sahip.


      Google'ın Chromerciser işine buradan, kariyer linkine de buradan ulaşabilirsiniz. Bunların yanı sıra "Youtube 1911" isimli videosu bulunuyor; "You have been ruth roll'd" hatırına ona da yer verelim.

      Yurtdışından gelen en güzel işlerden bir diğeri ise LinkedIn'e aitti. LinkedIn, People You May Know sayfasında oldukça ilginç isimlere ve iş tanımlarına yer veriyordu. Bunların bir kısmına aşağıdan, tamamına ise (linkte bir aksilik çıkmazsa) buradan ulaşabilirsiniz.





      Şimdilik son olarak Türkiye'den örneklere veriyoruz. Ekşi Sözlük bu sene birkaç aşamalı bir şaka kurguladı. Siteye girerken ilk olarak şu içerikle karşılaşmak mümkündü (resimlerin büyük halleri mevcut, tıklamanız yeterli):




      Bunu geçmeyi başarabilen yazarlar ise korku verici şu soruyla karşılaşıyorlardı:




      Yanlış görmediysem bunu da geçtikten sonra ise yerinize entry girmeye başlanıyor.




      Bunlara ek olarak Zaytung ve Bobiler'de de 1 Nisan için ilginç içerikler hazırlanmış:



      Ancak Türkiye'deki şimdiye dek en başarılı örnek ise Grupanya'dan geldi. Aya Seyahat kampanyası açan Grupanya'nın şakasındaki içerik buraya konulamayacak kadar uzun ve kesinlikle çok başarılı.


      Gün içerisinde yeni içerikle karşılaşırsam güncellemeler devam edecektir.


      Burger King ile Crispin Porter Yollarını Ayırdı

      Son 7 yıla damgasını vuran ajans-marka işbirliği sona erdi. Burger King ile Crispin Porter'ın arasındaki 7 yıllık anlaşma, Cuma günü yayınlanan bir açıklama ile sona erdirildi.


      Öncelikle CP + B tarafından başlayalım. Ajansın "+B" kısmını oluşturan Bogusky 2010'un ortalarında Crispin Porter'dan ayrıldığını ve kendisine başka bir kariyer rotası çizeceğini açıklamıştı, keza bu rotanın Fearless ve Common olduğunu da sonraki aylarda gözlemledik. Bu ayrılıktan sonra Crispin Porter'da yaşanacak gelişmeleri herkes merak ediyordu.

      İşin Burger King tarafında ise Ekim 2010'da gerçekleşmiş olan bir yönetim değişikliği bulunuyor. 3G Capital tarafından satın alınan Burger King'in bütün üst düzey yönetim kadrosu, bu satın almadan sonra  işten çıkartıldı; ki buna CMO'ları da dahildi.

      Burger King'in 2005'ten beri devam eden bir kampanya stratejisi var. CP + B, Burger King için Subservient Chicken'dan Whopper Sacrifice'a dek uzanan, sektör profesyonelleri tarafından hayranlıkla karşılanmış pek çok başarılı kampanyaya imza attı. Öte yandan CP+B ile birlikte uygulanmaya başlanan, markanın sadece ana hedef kitlesine odaklı olarak çizilen "Super Fan" stratejisinde, markayı tüketme eğilimi bulunan diğer hedef kitleler gözardı ediliyordu. Bu stratejinin özellikle de Burger King şubeleri ve yeni yöneticileri tarafından hoş karşılanmadığı da bilinen gerçekler arasındaydı.

      Burger King'in son ekonomik krizle birlikte satışlarının düşüşe geçmesi de bu zincirin son halkası oldu denebilir. 

      "Adidas is All In" Kampanyası


      Adidas, bugün itibariyle dünya çapında devasa bir kampanyaya başlatıyor. 2008'den beri Kanada merkezli Sid Lee reklam ajansıyla çalışan Adidas, bu Çarşamba, sadece saatler önce başlattığı yeni kampanyasıyla tahminimce çok ses getirecek. "Adidas is all in" adı verilen reklam kampanyası, ilginç bir şekilde Adidas'ın bütün ürünlerini tek bir şemsiye altında toplayarak tüketiciye sunuyor. Kampanyanın ana temasını ise "Yaptığın işe duyduğun tutku. Bu tutku sayesinde her şeyini ortaya koyabilirsin." gibi bir slogan çevresinde oluşturulmuş.

      Kampanya kapsamında 30, 60 ve 120 saniyelik videolar yayınlandı; bu videolardan 120 saniyelik olanı sadece dijital mecrada var; ancak paylaşılma tahminleri doğru çıkarsa oldukça yüksek bir izlenme oranına sahip olacaktır diye düşünüyorum. Efsanevi şarkı ise Justice'in yeni çıkacak albümünden Civilization.

      Adidas’ın bir kez daha yaşam tarzı ve duygular üzerinden reklam kampanyası başlatması oldukça yerinde bir karar gibi gözüküyor; sadece sporculara yönelik olmadıklarını defalarca vurguluyorlar. Kaldı ki, tutku ve all in teması da sadece sporculara özgü bir şey değil, iş dünyasından eğitime dek her yerde kullanılabilecek bir konsept.

      Kampanyanın, Adidas basın bültenine göre kendi tarihlerindeki en geniş kapsamlı ve bütçeli kampanya olduğunu da belirtelim. Zaten Türkiye’de de sadec e 250 kişinin davetli olduğu özel bir partiye Moloko vokalisti Roisin Murphy’i getirmeleri de bunun bir ispatı olsa gerek.





      Apple Alma, Apple Hissesi Al

      Kyle Conroy'un hazırlamış olduğu çalışmada, zamanında Apple'ın çıkartmış olduğu ürünleri o günkü fiyatlarıyla almak yerine, o gün Apple hissesi satın alsaydınız; şu anda ne kadar paranızın olabileceği hesaplanıyor.

      Bir örnekle anlatalım; 1997'de piyasaya çıkan Apple Powerbook G3'e vereceğiniz 5700 Dolar ile Apple hisseleri alsaydınız, şu anda 330.000 Dolar değerinde hisseniz olacaktı. 

      Teknoloji meraklılarını çıldırtacak örneklere sahip tablonun bir kısmını aşağıda paylaşıyorum, tablonun tamamını ise Kyle Conroy'un sitesinde görebilirsiniz.





      Efe Rakı Basılı İlanlar

      Yeni Rakı'nın geçtiğimiz haftalarda İngiliz Diaego'ya satılmasının ardından Efe Rakı, tüketicinin algılarını çok doğru bir şekilde değerlendirerek yeni basılı ilanlarını yayınladı.

      3 kısa, bir de uzun ilandan oluşan reklam serisinin uzun reklamını aşağıda görebilirsiniz. Biraz popülist bir havası olsa da kesinlikle çok başarılı, doğru yerden vuran, çok doğru yerlere dokunan bir reklam olmuş. Özellikle de son paragraf oldukça yerinde. Görselin altında da reklamdaki metni bulabilirsiniz.



      "Yabancılar rakıyı sever; ama bu kadar çok sevdiklerini bilmiyorduk. Şöyle söyleyelim, memleketimizin yerli sermayeyle üretilip pazar ikincisi olan tek rakısı EFE. Bugün, bildiğiniz en eski rakımız da dahil olmak üzere çoğu yabancıların elinde. Olabilir. Elbette karşı değiliz. Ayrıca biz misafirperver bir milletiz. Rakip de olsalar bir gün mutlaka karşılıklı EFE içmek isteriz (başlık o yüzden yarı İngilizce, kusura bakmayın).

      Peki EFE'nin farkı ne diyenler için biraz daha açalım; hikayemizi en başından anlatalım: Yıl 2001. İzmirli 492 işadamı gönül birliği ettik. Rakımız, düna içkilerine efelensin diye Türkiye'nin %100 yerli sermayeli özel sektör rakısını ürettik. Adımıza da EFE dedik. Kısa sürede rakı dünyasında olmaz denilenleri gerçekleştirdik. Mesela ilk güvenli kapaklı şişeyi üretip rakıseverlerin mağdur olmaması için önlem aldık. Türkiye'nin ilk yaş üzüm markası, ilk karışım, ilk 3 distile ve ilk organik rakısını üreten yine bizdik. Çok sevildik. Üretime başladıktan sadece 7 yıl sonra, 100 yıllık rakı piyasasında ikinciliğe yükseldik.

      Sözün kısası, biz bu memleketin EFE'siyiz. Efecilerin milli içkisiyiz. Böyle olduğu sürece, rakımızı yabancılara sadece rakı sofrasında ikram ederiz. Bu böyle biline. Haydi Efeler, şerefinize."

      Introducing Common

      Alex Bogusky, geride kalan 10 yılın en çok ses getiren reklamcılarından biri olmakla meşhur; Microsoft, Burger King gibi pek çok büyük markaya bırakın çıktığı zamanı; günümüzde bile tartışılan kampanyalar hazırlayan Crispin Porter + Bogusky'nın Bogusky'si (ki orada kendisine biçtiği ünvan Chief Insurgent Officer olmuştu), 2010'da beklenmedik bir kararla CP+B'den ayrılıp reklamcılığı bırakmaya karar verdiğini açıkladı.

      Önce anlamadık. Ancak Bogusky'nin sesi kesilmedi elbette. Twitter'da daha önce paylaştığım Fearless ve Common projeleriyle ilgili sunumlar geldi öncelikle; geçtiğimiz günlerde ise Common ile ilgili çektikleri reklam filmi internete düştü:



      Common'ın ne olduğunu çok kısa bir tarifle anlatmak zor; ancak "yeni nesil girişimcilik" buraya en uygun düşen kavramlardan biri olabilir. Tüketicinin muazzam bir yükselişe geçtiği bir dönemde; tüketiciyi bir girişim sürecinin her yerine dahil eden, kollektif bir çalışmayla herkesin değer kattığı, dolayısıyla herkesin kendisini bir parçası olarak hissettiği girişimlere imkan tanıyacak bir oluşum Common. Fikir bu kadar doğru; ama vaktinden biraz erken çıkmış geliyorsa size, Bogusky'i beklemek gerekiyor derim; "tam zamanı" dendiği sıralarda Bogusky çoktan depar atmaya başlamış olabilir.

      Nada Geldi!

      Miray Kurtuluş ve Selen Hünerli'nin ortak projesi olan Nada, ilk albümleri Oda ile dinleyicilerinin karşısına çıktı.


      Aslında vokallerdeki iki ismi iki önemli projeden hatırlıyoruz. Miray Kurtuluş, Türkiye'de downtempo janrında müzik yapan az sayıdaki gruplardan biri olan Mira ile karşımıza çıkmıştı geçtiğimiz senelerde. Selen Hünerli ise benim kişisel olarak bestelerine büyük hayranlık beslediğim Norrda'nın vokalistliğini yapmaktaydı.

      Nada, yanlış bilmiyorsam bu iki gruptan daha fazla geçmişi olan, ancak albüm çalışmalarına ancak 2010'da başlanılabilmiş bir proje. Ancak bekliyor olmamızın karşılığını hayli hayli alacakmışız gibi gözüküyor. Piyasaya çıkan albümün tamamını henüz dinleme şansına erişemedim; ama Myspace'ten şarkıların bir kısmına ulaşabiliyorsunuz; daha önemlisi, ayın 19'unda kendilerini canlı canlı, Nublu'da seyretme şansınız var.

      Öte yandan insan, Norrda'nın çalışmalarının da bir yandan devam etmesini istiyor elbette.

      comScore Raporu Analizi



      Bir önceki blog postunda görebileceğiniz comScore raporunu en sonunda inceleme fırsatına eriştim, gerçekten de çok ilginç sayılabilecek bilgiler var. Yer yer, çok tahmin edilebilir 2011 öngörülerine yer verilse de, çarpıcı veriler pek çok sunumda işe yarayacak türden.

      Promoqube blogu için kapsamlı bir rapor analizi yazdım dün; yazıdan kısa alıntıları buradan paylaşacağım; ancak tamamını okuyabilmeniz için sizi Promoqube Blog'a alalım.




      "...Buna ek olarak, Interactive Advertising Bureau’nun rakamlarına göre 2010’daki toplam reklam harcamalarının %20’sini internet reklamcılığı üstlenmiş durumda..."


      "...Türkiye ise hem sosyal ağ kullanımında, hem de Facebook kullanımında Avrupa lideri.%92.2’si sosyal ağ kullanıyorken, %90.4’ü, bu sosyal ağlar arasından Facebook’u kullanıyor...

      Avrupa ve Türkiye'de Dijital Sektör - comScore 2010 Raporu

      comScore, Avrupa'da dijital sektörün 2010'daki durumunu incelediği raporu bugün itibariyle yayınladı. Renin Canbolat'ın paylaştığı rapora şu adresten ulaşılabiliyor ancak indirebilmek için şirket ya da üniversite uzantılı bir e-mail adresine sahip olmanız lazım. Bu nedenle de geçici olarak Scribd'den paylaşmayı uygun gördüm; raporu aşağıda bulabilirsiniz.

      2010'da yeni medyayı tüm yönleriyle ele alan rapor, sektörle ilgili güvenilir istatistiklerden yararlanmak için birebir. Türkiye de 2010'da yeni medyanın yükselişinin yansımalarına da raporda rastlayabiliyorsunuz. Facebook'tan grup kampanya sitelerine dek sektörün farklı dalları oldukça başarılı bir şekilde ele alınmakta.

      Raporu hazmetmek zaman alacağı için üzerine yorum yapmayı henüz tercih etmiyorum.

      ComScore 2010 Europe Digital Year in Review

      World Press Photo Contest

      Dünya çapında gerçekleşen, dünya basın fotoğrafları yarışmasının sonuçları geçtiğimiz hafta açıklandı. Toplamda 108,059 başvurusu olan yarışma sonucunda 9 kategori altında 56 fotoğrafın yarışmada derece aldığı belirtildi. Boston.com, bu fotoğraflardan 26'sına yer veriyor; fotoğrafların tamamına ulaşmak için ise World Press Photo Contest'in websitesine bakabilirsiniz.

      Yılın fotoğrafı olarak Afganistan'lı bir kızın fotoğrafı seçilmiş durumda, bahsi geçen fotoğraftan başlamak üzere, dikkatimi çeken fotoğrafların birkaçına burada yer vereceğim.











      Tool ile Metallica Bir Araya Gelirse

      Zihinlerimizden çıkmayan, her hamlesiyle en azından belli bir kesimin algısını şaşırtmayı başarabilen Maynard James Keenan ve Tool, geçtiğimiz ay ilginç bir isimle sahneye çıkmaya karar verdi: Kirk Hammett.

      Honolulu'da gerçekleşen konserde sahneye davet edilen Hammett, gruba öncelikle Sober'da eşlik etti. Okuduğum yorumlara göre Hammett'ın Sober yorumu pek başarılı olmasa da kendisi sonrasında Lateralus'ta Adam Jones'la ilginç bir işbirliğine gitti. Lateralus'un ortasında sahneye giriş yapan Hammett, Jones ile birlikte Metallica'dan Orion'un solosunu icra etmekte.

      Bu performansın düşük kaliteli pek çok videosu bulunuyor; düzgün bir video bulunamadığı için karşılaştığım en düzgün kaydı paylaşıyorum. En azından ses kaydı düzgün.





      Radiohead'in Yeni Klibi Dükkanda

      Yoksa Thom Yorke'un mu deseydik? Yeni albümü King of Limbs'in ilk videosunu bu hafta içerisinde yayınladı. Yarın sabah dijital kopyası yayınlanacak olan albümün fiziksel kopyalarına 28 Mart'tan itibaren erişilebilecek. Albümü internetten satın almak isteyenleri buraya yönlendirelim.

      İlk klip, Lotus Flower'a çekildi. Şarkıya söz söylemek mümkün değil, kesinlikle çok güzel olmuş; ancak Thom Yorke, "apaçi geçmişli, hap atmış indie genç" şeklinde dans etmeseydi daha güzel olur muydu acaba diye sorgulamaktayım.




      "Sustainable" Tuvalet

      Buratti + Battiston tarafından tasarlanan, aşağıda görselini bulabileceğiniz tuvaletler, büyük dikkat çeken çevreci tasarımlar arasında yer alıyor.

      Şirket, bu tasarımıyla çevreci inovasyonlar kategorilerinde de pek çok ödül almış durumda.

      Tasarımın kilit noktası ise şu: Lavaboda kullanmakta olduğunuz atık su, depoya aktarılarak tuvalette kullanılıyor.



      [Flowchart] iPhone'unuzu Kullanmamanız Gereken Zamanlar

      Alltop'ta yayınlanan flowchart'ta, iPhone'unuzu kullanmamanız gereken zamanlar sıralanıyor. Spesifik bir duruma yönelik hazırlanmış olsa da buradan yola çıkarak genellemeler yapmak, olaya daha makro bir şekilde bakmak mümkün elbette.




      Iron Maiden Türkiye'ye Gelecek mi?

      11 Şubat'ta Moskova'da verdikleri konserde satılan t-shirtlerdeki tur takvimine göre evet.





      19 Haziran'da, Sonisphere Festival kadrosunda gözüküyor kendileri. Sonisphere 2011 ile ilgili detaylar ise gelmeye devam ediyor elbette.

      Valve, Kar Bazında Uçuşlarda

      90'lı yılların en iyi oyunları listesinde sıralamanın en üstlerine oynamış olan Valve, geçtiğimiz senelerden beri büyük bir yükselişe geçmişti. Bunun sebebi de bilgisayar oyunu oynayan pek çok insanın aşina olduğu bir program: Steam.


      Forbes'da yayınlanan makaleye göre Steam, online PC oyunu piyasasının %50 ile %70 arasında bir kısmını kontrol etmekte. Sektörün 4 milyar dolarlık bir büyüklüğe uğraştığı düşünülecek olursa, Valve'in çok ciddi bir kar elde ettiği söylenebilir.

      Bunun yanı sıra, Valve'in kurucuları arasında yer alan Gabe Newell'ın açıklamalarına göre, şirket; çalışan bazında kar açısından şu anda Google ve Apple'ı geçmiş durumda. Açıklamanın doğruluğundan kesin olarak emin olunamasa da haberi yayınlayan yerin Forbes olduğunu unutmamak gerek.

      Steam'i şu anda 30 milyon üye aktif bir şekilde kullanmakta, Valve'in ise 2 milyar ile 4 milyar dolar arasında bir değere sahip olduğu söyleniyor.

      Makalenin tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

      Nerede Kalmıştık?

      Uzun bir süredir bu temada, düzenli olarak blog yazamıyordum. Normal blog girdilerine geri dönmeden önce bu süreci kısaca anlatmamda fayda var sanırım.

      - Birkaç ay önce Blogger üzerinde host edilen yigitardaturkoglu.com adresine girişler engellendi. Bunun blogun içeriğiyle bir alakası yoktu, sebebine aşağıda değiniyorum.
      - Zaten yoğun bir dönem geçiriyor olduğum için problemle ilgilenemedim. İlgilendiğim zaman ise problemi çözme başarısına erişemedim ne yazık ki.
      - Bunun üzerine blog yazmaya Tumblr üzerinden devam edeyim dedim. Buradaki temayı olduğu gibi bırakarak .com adresini Tumblr'a taşıdım.
      - Ancak Tumblr, mikroblog hedefleyenler için oldukça verimli bir platform olmasına rağmen; kapsamlı içerik girenleri sıkıntıya düşürebilecek bir yer. Haliyle Blogger'a geri dönme arayışım başladı.
      - Çözüm bulabilme amacıyla hizmet aldığım yeri değiştirerek .com adresini askıya aldım; .net uzantılı yeni bir domain aldım.
      - Ancak yeni domainin ayarları için de 1 hafta bekledikten sonra başarılı olamadığımı fark ettim. Bu noktada Tancan Fümen ve Timuçin Kavel Gelici yardıma koştu, sorunu nasıl düzeltebileceğimi anlattılar; bugün itibariyle de blogun sorunlarını çözmüş bir şekilde karşınızdayım. (Problem ise şu: Blogger'ın bazı ip adresleri Türkiye'den bloklu durumda; bu blog da o ip üzerinde yer aldığı için Türkiye'den açılmıyor. Alternatif bir ipye yönlendirme yaptığınızda ise hiçbir sorun yokmuş gibi hayatınıza devam edebiliyorsunuz).
      - Ancak blog adresi bundan sonra .net uzantılı olacak. İkinci olarak ise yer yer problemlerle karşılaşabilirsiniz, bazılarını ben yaratıyor olacağım, bazılarından ise haberim bile olmayacak. Bu nedenle karşılaştığınız problemleri benimle paylaşırsanız çok sevinirim.


      Peki son 6-7 ayda benim hayatımda neler oldu?





      - Okuldaki uzatma seneme girdim; zorla olsa da ilk dönemi geçtim, bahar döneminin ders programı ise aşağıda, gerçekten çok eğlenceli. Bir aksilik olmazsa Haziran ayında mezuniyetimi de göreceğim.
      - Temmuz ayında Royal Bank of Scotland insan kaynakları departmanına staj için girdim. Ocak 2011'e dek burada kaldım ve gerçekten çok zevkli, çok eğlenceli bir 6 ay geçirdim; kariyerime bu alanda ilerlemeyi düşünseydim çok daha uzun bir süre kalmaktan da kesinlikle çekinmezdim.
      - Ocak sonlarında, kariyer hedefime yönelik bir hamle yaparak Promoqube'a geçtim; bu noktadan sonrasını henüz ben de bilmiyorum.

      p.s: Bu da burada dursun.



      Super Bowl 2011 Reklamları #2

      Super Bowl reklamlarına kaldığımız yerden devam ediyoruz.
      Bugün seyretme fırsatı bulabildiğim Chevy Camaro reklamı da otomotiv kategorisinde sıyrılanlar arasında. Klasik araba reklamlarını da biraz olsun ti'ye alan reklamın tonu oldukça başarılı:




      Suzuki'nin de bir reklamı bulunuyor; ancak üstteki reklamın ardından yayınlanacaksa pek iş göreceğine inanmıyorum şahsen.

      Farklı sektörlere göz attığımız zaman ise CareerBuilder, GoDaddy, Pepsi Max, Bud Light gibi markalarla karşılaşıyoruz. Bunlardan CareerBuilder'ın devam etmekte olan "Stuck" kampanyası bir kez daha karşımıza çıkıyor:




      GoDaddy ise seks kokan, daha fazlasını kendi sitelerinden okuyabileceğiniz vaadi sunan reklamlarına bu sene de devam ediyor. Maçın ilk yarısında yayınlanacak reklama buradan, ikinci yarısında yayınlanacak reklama ise aşağıdan ulaşabilirsiniz:




      Motorola'nın Super Bowl'da yayınlanacak reklamı ise aslında pek başarılı olmamasına rağmen başlangıcıyla bahsedilmeyi hak ediyor kesinlikle. Apple'ın 1984 reklamına yapılan referansla başlayan reklam, Apple'a yüklenen yazılarla devam ediyor. Etkisini, beğenilme oranını çok merak etmekteyim.




      Bud Light ise aşağıdaki teaserla başlayan kampanyasında insanları Super Bowl'dan önce Facebook sayfasına çekmeyi planlamakta. Facebook Fan Page'de yayınlanacak olan reklamların senaryoları doğru tahmin edilirse, reklamları Super Bowl'dan önce Facebook'ta yayınlayacağını vaat eden kampanyanın Facebook'taki Bud Light sayfasının şu anda 980.000 takipçisi bulunuyor.




      Super Bowl 2011 Reklamları #1

      Amerika'nın reklam slotlarının değeri açısından bakıldığında zirveye oynayan etkinliklerinden olan Super Bowl, bu sene 6 Şubat'ta gerçekleşecek. 2011'de reklamların değerlerine dair kesin bir bilgi bulunmasa da tahmini sayılar mevcut: 30 saniyelik bir reklam slotunun değerinin 3 milyon doları aştığına dair söylentiler yaygın bir şekilde dolaşıyor. 6 Şubat'ta reklamlarını yayınlayacak olan şirketlerin bazıları reklamlarını çoktan yayınladı, bazıları sadece reklam yayınlayacağını duyurdu, geri kalanlar ise henüz konfirme etmediler. Hali hazırda internete düşen reklamları mümkün olduğunca burada paylaşacağım; yayınlanmamış reklamları ise Super Bowl'dan sonra yine burada bulabileceksiniz.

      Volkswagen Superbowl'a oldukça başarılı bir dizi reklamla giriyor. Star Wars temalı olanı özellikle başarılı; Beetle reklamı ise animasyon kalitesi açısından dudak uçuklatıyor.






      Hyundai'in ise görünüşe göre 3 reklamı bulunuyor. 2009 Super Bowl reklamlarının etkisinden hala çıkamamış birisi olarak bu reklamların o senenin gölgesinde kaldığını iddia edebilirim. Yine de ilk çeyrekte yayınlanacak reklam ile carwash temasının fena olmadığını söyleyebiliriz. Diğer reklamlara ise sırasıyla (1, 2, 3) linklerden ulaşabilirsiniz.






      Otomotiv sektöründen diğer reklamverenler arasında Kia da bulunuyor; ancak Kia reklamlarını önceden internete koymak yerine bir teaser yayınlamayı uygun görmüş. General Motors ise Chevy için "Never mess with a Chevy" sloganlı 5 tane reklamdan bir tanesini yayınlamış durumda. Reklamdan Transformers havası almak mümkün.
      Yayınlanacak reklamlar arasından Audi'nin heyecan verici olduğunu iddia edebilirim. Audi, Super Bowl reklamından önce 3.5 dakikalık bir teaser yayınladı; çok ilginç bir konsepte sahip olan teaserla birlikte Audi'nin "lüks" kavramını yeniden tanımlamaya kalkıştığını görebiliyoruz. Ne kadar başarılı olacağını da önümüzdeki haftalarda göreceğiz.



      TEDxReset 10 Şubat'ta

      TED'in yaklaşık 2 senedir sunmakta olduğu TEDx fırsatını Türkiye'de ilk değerlendiren oluşumlardan biri, TEDxReset konferansıyla İltek İletişim oldu. Geçtiğimiz sene Alphan Manas, Eset Akçilad, Tunç Kılınç, Cem Mumcu gibi isimlere yer veren konferansın ikincisi 10 Şubat'ta gerçekleşecek.



      Kayıtlar kapanmış durumda, davetiyeler ise maillere atılıyor görebildiğim kadarıyla. Programın resmi olarak yarın yayınlanacağı duyurulsa da göz atma fırsatı edinebildim; ilginç olacağı kesin.


      Programda yer alan isimlerden bazıları şöyle sıralanıyor:


      Dr. Fred Alan Wolf
      Yankı Yazgan
      Erdil Yaşaroğlu
      Prof. Dr. Murat Güvenç
      Prof. Dr. Oğuzhan Özcan
      Serdar Kuzuloğlu
      Fatoş Karahasan




      Obama'ya Sorular

      Obama'nın State of the Union konuşması Youtube'dan yayınlandı; bundan daha önemlisi ise geçtiğimiz senelerin aksine bu sene, Obama'nın kendisine Youtube üzerinden yöneltilecek sorulara cevap verecek olması. Televizyonda sosyal medya konuşan Melih Gökçek'in üzerine cuk oldu bu; Melih Gökçek'in de Obama'dan üstün olduğunu görmüş olduk bir nevi diyebilir miyiz hatta?:)


      Obama'ya soruları şu adresten sormak mümkün:


      http://www.youtube.com/worldview?utm_source=Ticker&utm_medium=EL&utm_campaign=1_25




      Oatmeal - Tumblr

      Bu sabah Reader'ımda Oatmeal'ın son postunu okurken (ki kesinlikle tavsiye ediyorum; aşağıya da bir örneğini koyacağım) Tumblr'a da bir gönderme yaptıklarını fark ettim. Tumblr'ın downtime problemi yaşadığı herkesçe bilinen, 2010'da bolca dalgaya alınmış bir mevzu. Oatmeal da 2010'a geri dönüp bakarken bunu ele almış ve Tumblr'la dalga geçerek aşağıda görmekte olduğunuz görseli hazırlamış downtime'da gösterilmesi amacıyla.


      Tumblr'ın kendi downtime görseli:






      Oatmeal'ın önerdiği görsel:





      Tumblr ise bu öneriyi oldukça ciddiye almış ve sitenin kapalı kaldığı zamanlarda bu görseli kullanmaya karar vermiş gibi görünüyor. Bu konuda feyz alınabilecek örnek bir Tumblr sayfası için:
      http://www.tumblr.com/503.html

      Sosyal Medya'da Pazarlama

      HubSpot'ta yayınlanan, aşağıda görebileceğiniz infographic, sosyal medyada pazarlamaya ayrılan bütçeleri, paraların hangi mecralara akıtıldığını gösteriyor. Bu konuda farklı farklı veriler ve araştırmalar olduğu için kesin olarak birine güvenmek pek doğru değil; ancak verilen sayıların birbirine yakın olduğunu da akılda bulundurmakta fayda var.




      Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...