Fatih Altaylı vs Ekşi Sözlük

Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen bir olayın etkileri ve tartışmaları şahsen ummadığım bir şekilde halen devam ediyor. Fatih Altaylı ile Ekşi Sözlük arasındaki gerginliğin ilerleyen aşamalarında Altaylı'nın açtığı dava sonucunda Ekşi Sözlük'teki Fatih Altaylı başlığı altındaki 97 entry silindi.


Burada göz önünde bulundurulması gereken birkaç nokta var. Öncelikle Fatih Altaylı'nın mahkemeye 476 entrynin silinmesi için başvurduğunu unutmamak lazım. Bunlardan 50 tanesi Ekşi Sözlük yönetimi tarafından davaya dahil edilmeden kaldırılırken, geriye kalan 426 tanesinin 97'sinin yayından kaldırılması ile ilgili bir karar gelmiş. Elbette yayından kaldırma hoş bir ceza değil; ama yine de o kadar abartılmaması gerekiyor.

İlla sidik yarıştırılacaksa, aylar önce Fatih Altaylı'nın yayınlamak zorunda kaldığı tekzip metnini hatırlamak lazım. Karşılaştırma yapılacak, kim daha üstün oldu hesabına girilecekse bu faktörleri aklımızda tutmalıyız.

Ancak en önemlisi, bu konuda bir böyle bir yarışa girilmemesi gerektiği. Geleneksel medyanın gücü gittikçe azalırken saldırganlığı da bununla ters orantılı olarak artıyor. Basit bir örnek: Geleneksel medyayı kullanan, akımlara ulaşabilen müzik dergileri, geçtiğimiz günlerde Billboard Türkiye'nin de kapanmasıyla soyu tükenen hayvanları anımsatmaya başladı. Yeni medya pek çok şeyi değiştiriyor ve bu konuda geleneksel medyayı kullanan - çok afedersiniz - "dinozorların" uyguladıkları yöntemler hiçbir işe yaramıyor. Seth Godin'in Meatball Sundae adını verdiği yöntemi uygulayan bu ekol, hala neyi yanlış yaptığını anlamıyor belki de. Godin, Türkçe'ye Köfte Üstü Krem Şanti adıyla çevrilen kitabında, geleneksel pazarlama araçlarını kullanan insanların yeni pazarlama yöntemlerini de benimsemek istediğini ama yeni pazarlama yöntemlerinin yeni ürünler ve anlayışlara ihtiyaç duyduğunu göz ardı ederek ellerindeki ürünlere odaklandıklarını belirtiyor. Kısacası, eski anlayış ve eski ürünü, yeni pazarlama yöntemlerini kullanarak satmaya çalışan bu pazarlamacılar büyükçe bir fiyaskoyla karşı karşıya kalıyorlar.

Aynı şeyi medya sektörü için söylemek mümkün. Klasik, geride kalmış ve tüketicisini aktif bir katılımcı olarak değil de sadece bir tüketici olarak gören geleneksel medyacılar; user-generated contenti ve açık bilgiyi hala bir tehlike olarak görüyorlar. Görmeyenler de bundan nasıl faydalanacağını bir türlü çözemiyor; çünkü  medyanın büyük bir kısmı bilginin değiştiğini, düz haber sunmanın para etmediğini bir türlü anlayamıyor. Bu noktada da ya yeniye karşı bir düşmanlık besliyorlar, ya da Godin'in deyimiyle Köfte Üstü Krem Şanti sunmaya çalışıyorlar.

Bu noktada pek çoklarının anti-tez olarak kabul edeceği bir bilgiye de yer vermek istiyorum. Newsweek Türkiye'de geçtiğimiz haftalarda karşıma çıkan bir bilgiye göre Türkiye'deki haber bloglarının %99'u içeriklerini kurumsal medya araçları ve onların websitelerinden topluyor. Blogların güçlenmesi ve adam akıllı gelir elde edip daha geniş bir ekibi bünyelerinde barındırmaları açısından incelenmesi gereken bir mesele bu elbette. Ancak internette özgün içeriğin yaratılma sıklığının oldukça yüksek olduğunu kesinlikle unutmamalıyız.

Sonuç olarak Fatih Altaylı, Hıncal Uluç gibi isimler bu çabalarına, bu düşmanlıklarına devam edecekler. Ancak internet medyasını kabullenip onun bir parçası olmayı (sadece kendi arkadaşlarıyla haberleştikleri Twitter'ları haricinde elbette) beceremedikleri sürece hiçbir şey başaramayacaklar. Unutmamak gerek, Fatih Altaylı ya da başka birisi piyasadan silinip gidebilir, onlar hakkında Ekşi Sözlük'te olumlu ya da olumsuz bir entry giren tekil bir şahıs da silinip gidebilir; ancak Ekşi Sözlük, başka bir sözlük ya da bambaşka bir kullanıcı ortamı var olmaya devam edecektir.


Yazının anlam ve önemine uygun bir haber de yurtdışından gelsin. Washington Post Company bünyesinde yer alan, 92 yıldır yayın hayatını sürdüren Newsweek, Sidney Harman'a satıldı.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...