Google Buzz ve Sonrası

"Buzzladım seni", "Buzz gibiyiz" ile başlayıp daha da iğrençleşen esprilerle dolu bir haftanın sonuna yaklaşmaktayız. Bu esprilere konu olan, haftanın gündemine bomba gibi düşen olay ise çoğunuzun tahmin edebileceği gibi Google Buzz'ın lansmanı.

Google'ın, Wave'in ardından sosyal web'de yer tutma anlamında ikinci girişimi olarak sayılabilecek Buzz, şu ana dek kullananları memnun etmiş gibi gözüküyor. Wave'e göre daha kolay bir kullanımı olan, kullanırken browserı zorlamayan ve belki de en önemlisi, Gmail'e entegre edilmiş yapısıyla başarıyı kucaklayacak gibi duruyor.

Tabi insanların kafasında hala kafa karışıklıkları bulunmakta, özellikle de G-mail kullanan; ama sosyal medya ile pek de ilgili olmayan tanıdıklarımdan çıkan yorumlar "Bu ne lan" ile "Ben nasıl üye oldum lan buna" arasında gidip gelmekte. Aslında, Google'ın Buzz konusundaki en büyük başarısı da "Ben nasıl üye oldum lan buna" sorusunun cevabında yatmakta. Gmail kullanıcılarının (yanılmıyorsam) neredeyse tamamına Buzz hizmetini, Gmail içinde sunan Google, bu sayede hali hazırda varolan kullanıcı database'ini kullanma şansına erişti; bunun üzerine de Buzz'ın kolay kullanımını ekleyince, mail atmak ve Facebook'a girmek dışında bir şey yapmayan kullanıcılar da Buzz ile ilgilenmeye başladı. Hile kokan; ama kesinlikle başarılı bir hamle olduğunu söylemek lazım.

Bu noktada cevaplanması gereken birkaç soru daha var elbette: Google, FriendFeed ve Twitter'ı alaşağı mı edecek? Açıkçası Twitter için böyle bir şeyin gerçekleşeceğine şahsen pek inanmıyorum; FriendFeed'in ise (Türkiye'de olmasa bile) dünyadaki geleceği sanki pek de parlak değil.

Daha da önemlisi şu: Google tekel olma yolunda ilerliyor mu? Geçtiğimiz günlerde Steve Jobs'ın Google'a yönelik "We didn't enter the search business, now they are entering the phone business" mükabilinde bir sözler sarf ettiğinden bahsetmiştik. Google'ın bir yandan Twiter ve diğer sosyal medya sitelerine, diğer yandan ise Apple'a rakip olabilecek ürünler sunması rekabet ve tüketiciye fayda açısından olumlu olduğuna hiçbir itirazım olmasa da, bütün dünyanın her türlü uygulama için Google'ı tercih etmesinin uzun vadede tekel olmaktan ötürü problemler çıkartma ihtimali var gibi geliyor.

Her şeyi bir kenara bırakırsak, ben Google Buzz'dan an itibariyle memnunum. Tek memnuniyetsizliğim şu: Her gün takip edilmesi gereken internet siteleri listesine ne yazık ki bir tane daha ekledik.

SuperBowl 2010'dan Reklamlar

Amerika'nın en çok beklenen etkinliklerinden biri olan SuperBowl dün gece gerçekleşti. NFL Final maçı olarak da bilinen SuperBowl'un popüler kültür takipçileri ve reklamcılar için ayrı bir önemi de var elbette. SuperBowl, gelenekselleşmiş bir şekilde pek çok markanın en önemli / en yaratıcı reklamlarını yayınlamasıyla, reklamlarının bile zevkle seyredilmesiyle ve medya planlamacılar ile mecra sahiplerini deli gibi zengin yapmasıyla meşhur. Dolayısıyla kimin ne kadarlık reklam yeri satın aldığı, nasıl reklamlar yayınladığı ve nasıl tepki aldığı çok önemli; keza reklam yarışmalarında büyük ödüllere ulaşan reklamların bir kısmının da SuperBowl'da yayınlanan reklamlar arasından çıktığı bilinmekte.

O zaman SuperBowl'da yayınlanan reklamlardan benim ve AdAge'in beğendikleri ve beğenmedikleri üzerinden ilerleyerek bir seçki yayınlayalım:


AdAge'de Bob Garfield'in en çok beğendiği reklamlar Audi, Dodge ve FloTV'ye ait. FloTV'nin "Injury" reklamını ben pek beğenmesem de diğer reklamların oldukça başarılı olduğuna katılıyorum. Audi'nin reklamına diyecek söz yok, Dodge'un "Tavizler veriyorum; ama Dodge kullanıyorum" önermesi bana biraz tehlikeli gelse de işe yarayacaktır muhtemelen.

Audi "Green Car":



Dodge:




FloTV "Moments" reklamına buradan ulaşabilirsiniz.


USA Today's Ad Meter'da birinci sırayı ise, benim hiç beğenmediğim Snickers reklamı aldı. Madem öyle diyerek, ona da bir bakalım:




Benim kendi adıma çok beğendiğim, yukarıdakilerin dışında üç reklam daha bulunmakta. Google'ın yayınlamış olduğu "Parisian Love" isimli reklamı, güzel bir hikayeyi basit bir şekilde ve detaylara dikkat ederek (hele ki adamın yaşadığı tereddüt ve sonrasında "jobs in Paris" yazması") ile beni oldukça etkiledi. Öncelikle onu seyredelim:

 


Sonrasında Volkswagen'in "PunchDub" reklamı bulunuyor. Aslında biraz klişe bir reklam; ama iletişimini çok başarılı yapan, hem Volkswagen'in sesinden bile tanınabileceği önermesini, hem de Amerika'nın her kesiminden insanların Volkswagen ile bir etkileşim içerisinde olduğu önermesini sunmasıyla "güzel" den öte "başarılı" bulduğum bir reklam oldu:



Coca Cola'nın reklamlarını pek beğenmemekle beraber, hem ekonomik kriz göndermesi, hem Simpsons'ın kullanılmasıyla muhtemelen bütün Amerika'yı fethedecek, şahsi olarak beğenimi kazanan "Hard Times" reklamı da apayrı bir güzellikte:




CareerBuilder.com ise bu sene üç farklı reklam yayınladı. Reklamların iki tanesine bu ve şu linklerden ulaşabilirsiniz; ben ise aralarından en çok beğendiğimi buraya koymayı uygun gördüm:




Doritos ise SuperBowl kapsamında bir yarışma açtı. Bu yarışmaya katılan reklamlardan en çok oy alan dördü SuperBowl sırasında yayınlanacak ve USA Today AdMeter'da alacakları derecelere göre 400.000 Dolar ile 1 Milyon Dolar arasında değişen para ödülü kazanacaktı. Televizyonda yayınlanan reklamların üçüne şu, şu ve şu linklerden ulaşabilirsiniz; bir tanesine ise burada yer verelim:




Son olarak, Bud Light'ın "Stranded" isimli; Lost ile ağır bir şekilde dalga geçen reklamı diğerlerinin arasından kolayca sıyrılacak diye tahmin ediyorum.




SuperBowl reklamları bunlarla sınırlı değil elbette; Youtube'daki AdBlitz kanalından ve Advertising Age'den reklamların tamamına ulaşabilir; Ad Age'de Bob Garfield'ın yorumlarını ise buradan okuyabilirsiniz.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...