Time'dan 2009'un En İyi 50 Websitesi

http://img.timeinc.net/time/photoessays/2009/top50_websites/flickr.com.jpg

Aralarında Brain Food yok ne yazık ki.


Time dergisi, 2009'da etkisi olan, beğenilen 50 websitesini listelemiş, liste düşkünü insanlar olarak görmezden gelmemiz beklenemezdi elbette.


İlk sıradaki Flicker şaşırtıcı, Collaborative Tagging özelliğinin, ne kadar işlevsel olursa olsun bu kadar prim yapabileceğini tahmin edemezdim.

Twitter'ın da 6. sırada yer alması şaşırtıcı, ilk 3 arasında görmeyi bekliyordum desem yeridir.

Listenin tamamına buradan ulaşmak mümkün.

Fwd: Disney Marvel'i Satın Aldı

Bekliyordum zaten, inanılmaz. Daha fazlası için tık tık.




Disney Marvel'i Satın Aldı


Walt Disney Co., Marvel'i satın almak için nakit ve hisse olarak toplamda 4 milyar dolarlık bir anlaşmaya imza atıyormuş.

Öncelikle yuh.

İkinci olarak, Marvel gibi bir markanın Disney kanatları altına girmesinden hiçbir şekilde memnun değilim; Mickey Mouse'u Spider-Man kurtarmasın lütfen. Disney'in Marvel'ın işlerine ne kadar müdahale edeceği henüz bir muamma olsa da; burnumuza hiç hoş kokular gelmiyor diyebilirim.

Artık soldaki adamı Disneyland'lerde görebileceksiniz.

Tarantino'nun Postmodernizmle Olan İmtihanı

Tarantino filmlerine hiçbir zaman "tarifsiz bir şaheser" ya da kendini çok ciddiye alan bir film bulma ümidiyle gitmedim. Haliyle Inglorious Basterds'ı seyrederken de kafam rahattı, kötü bir film karşıma çıksa da çok şaşırmazdım, deli gibi dalga geçen bir film çıksa da.

Öncelikle belirteyim, filmden memnun ayrıldım.

Aslında daha doğrusu şu: Filmi çok beğenmedim; ama Tarantino'nun yaptığı referansları, adamakıllı bir postmodernizm dersi vermesini çok beğendim. Filmin diğer eksiklerini kapattı bence gayet.

Tarantino'nun nasıl bir adam olduğu biliniyor zaten, spagetti westernden B filmlerine dek sağa sola referans yapmayı seven, gençliğinde bir film dükkanında (öyleydi değil mi?) çalışmış, psikopat bir yönetmen. Böyle bir adamdan Fransız sanat filmi çekmesini değil, Fransız sanat filmine gönderme yapmasını beklerseniz, alana da biraz hakimseniz; film boyunca gülümsersiniz. Ben alana hakim değilim; ama Tarantino gönderme yaptığı zaman bunu anlamak çok da zor olmadığı için filmin en ciddi sahnelerini bile bir tebessümle seyrettim.

Yazılı tarihi postmodernizmin ögesi yapan bir eserle de Inglorious Basterds'dan önce hiç karşılaşmamıştım (vardır belki ama pek ilgili olduğumu söyleyemeyeceğim aslında postmodernizmle). 2. Dünya Savaşı gibi, detaylarını artık mahalle dürümcüsünün bile bildiği bir olayı da parçalarını ayırıp kafasına göre yeniden şekillendirmek, bence Tarantino'nun bu filmde yaptığı en büyük olaylardan biriydi.

Velhasıl, güzel bir film, muhteşem referanslar ve çok sağlam bir postmodernizm örneği iddialarında bulunuyorum Inglorious Basterds için. Brad Pitt de çok güzel oynamış bence, biraz daha fazla sahnesi olsaydı çok güzel olabilirdi.

US Open 2009 Başlıyor



2009'un son Grand Slam'i, US Open 2009, 31 Ağustos - 13 Eylül tarihlerinde gerçekleşmek üzere başlıyor.

Açıkçası turnuvayı beklemek için pek çok sebep var, sıralayalım:

- Öncelikle benim için en önemlisi: Nadal'ın gerçekten geri dönüp dönmediğini ispatlayacağı turnuva burası olacak. Sakatlık sonrası ilk turnuvasında, harikulade bir performans sergilemese de beklentileri hayli karşılayan Nadal'ın, bu turnuvada en azından yarı final / finale oynaması lazım diyorum.

- Federer'in son zamanlarda çok mutlu günler geçirmediği biliniyor. Wimbledon 2009'u kazanmış olsa da çok da iyi durumda değil. Turnuvaya nasıl hazırlandığını bilmiyorum ama kendisi US Open'da genelde iyi durumda; o yüzden de burada nasıl bir performans sergileyeceğini özellikle merak ediyoruz.





- Erkek tenis severlere müjde: Maria Sharapova dönüyor. Kortların inleyeceğine şüphemiz yok, öncelik görünüş olsa da ikinci sırada gelen soru elbette Sharapova'nın gerçekten dönüp dönmemiş olacağı olacak.

- Wimbledon 2009'da finalde Roger Federer'e, muhteşem bir maç çıkartmasına rağmen yenilen Amerikalı Andy Roddick'in, yükseliş trendini burada devam edip ettiremeyeceği de merak edilmekte. Açıkçası Andy Roddick de iyi bir performans sergilerse özellikle de çeyrek finallerden itibaren inanılmaz zevkli maçlar seyretme ihtimalimiz var.

- Son olarak, bu sene US Open'da Türk bir tenisçi de yer alıyor. Özbekistan asıllı Marsel İlhan, şu anda ATP sıralamasında 230. sırada bulunuyor ve US Open'a katılmaya hak kazandı. Çok büyük bir şey beklememek lazım elbette ama bir Grand Slam'de bize daha tanıdık gelen birisini görmek de hoş, inkar edemem.


US Open 2009, pazartesi günü başlayacak; bense "Vamos Nadal" diye bağırıp bağıramayacak mıyım, onun merakı içerisindeyim.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...