Facebook nickname hususu

Şu an sadece gülebiliyorum.

Facebook'ta kullanıcı adı seçme opsiyonu bugün itibariyle başladı, ve çok başarılı rakamlar dönüp dolaşıyor şu anda. İlk 3 dakikada 200.000, 15 dakikada ise 500.000 kişi kullanıcı adlarını seçti.

Haberlerini okuyanlar ya da kullanıcı adını belirleyenler görmüştür, seçtiğiniz kullanıcı adını bir daha değiştiremiyorsunuz. Dolayısıyla doğru düzgün bir kullanıcı adı seçmenizi tavsiye ediyor Facebook.

Ancak Türk milletinin bir yerden bir numara çıkartacağını tahmin etmek zor değil. Bakınız: http://www.facebook.com/cemyilmaz
http://www.facebook.com/ebrugundes
http://www.facebook.com/polatalemdar
http://www.facebook.com/hassiktir
http://www.facebook.com/hepsiburada
http://www.facebook.com/tayyiperdogan
http://www.facebook.com/gittigidiyor

Öncelikle hiçbiriyle bir ortak arkadaşım olmadığı için duyduğum memnuniyeti dile getireyim:)
Öte yandan, "Adınız gözüküyor arkadaşım, nerede kaldı gizlilik, öptük sizi." demek de istiyorum.
Bu da yetmez şunu sorguluyorum: Hadi Cem Yılmaz, Polat Alemdar gibi uzantılar için bir para ödenmesi söz konusu olmaz da, Hepsiburada ve Gitti Gidiyor bu kullanıcı adlarını almak için para öder mi acaba diye düşünüyorum. Öte yandan bakınca, para ödeyip Facebook profili satın almak (tabi diğer alternatif Facebook hesabının tamamen kapatılması ama alınmış kullanıcı adı sonradan tekrar alınabilir mi, bu da şüpheli) eyleminin de hayatımıza katılmış olmasından çok ve çok eğlenebilirim.

Neşeli günler bizi bekliyor, bravo Facebook:)
Ayrıca, www.facebook.com/yigitarda da benimki.

Edit: En iyilerinden biri de http://www.facebook.com/default.aspx kesinlikle :)

PC vs MAC

TBWA yapmış, MAC süperdir ahımdır şahımdır ya da değildir tartışmalarına girmeyeceğim hiç; sadece reklamları seyrediniz:)










Depeche Mode'dan yeni klip: Peace

Dikkatimize sunduğu için Deniz Aytekin'e teşekkürler.

Yorum yapamıyorum henüz, çok ilginç olmuş bir kez daha, adamlar tersten vurmayı iyi beceriyor.


Depeche Mode - "Peace"


Vodafone India: Zoo Zoo


Ad Age'de Viral kategorisinde geçen (Viral konseptini hala çok çok iyi oturtabilmiş değilim kafamda) bir Vodafone reklam serisi. Ajans Ogilvy, konsept Zoo Zoo, karakterler de animasyon değil; baya baya kostüm içindeki insanlarmış. Facebook'tan Blogspot'a çeşitli internet ortamlarında yer almaları da ayrıca başarılı.

Siteye buradan, videoların bir kısmına aşağıdan, ya da buradan ulaşabilirsiniz.






Last.FM'de ayrılık

A huge “Thank You!” has to be said to all of you in front of your computers. With your contribution, enthusiasm and scrobbles you have helped to make Last.fm into what it is today: the best place for music online. Big up yourself for that, as we say here in East London.


Last.FM'in kurucuları Richard Jones, Martin Stiksel ve Felix Miller, sitenin yönetiminden ayrılıyorlarmış. Arkasında yatan sebep bilinmiyor; ama şu iki sorunun cevabı önemli: 2002'den beri pek çok insanın vazgeçilmezi olmuş, "ne dinlesek, yeni şeyleri nasıl keşfetsek" sorusuna cevap vermiş olan bir internet sitesinin kurucuları şimdi ne yapaca. Daha da önemlisi, bu 3 ismin ayrılmasıyla birlikte Last.FM'in geleceği nasıl şekillenecek?




Ted, Seth Godin: The Tribes We Lead

Brain Food konseptinin baş tacı olabilecek kıvamda bir konuşma, dijital çağın şahı Seth Godin'den geliyor.


Do you know what people want more than anything? They want to be missed. They want to be missed the day they don't show up. They want to be missed when they're gone. And tribe leaders can do that.



Facebook'ta artık kullanıcı adları var

Bloglarında yazdığı üzere artık www.facebook.com/username şeklinde kullanıcı adları eklenecekmiş. Kullanıcı adlarıyla ilgili çeşitli kurallar var, mesela aldığınız kullanıcı adını değiştiremeyeceksiniz, ve de first come first serve olacak falan. Detaylar için kendi bloglarına uzanıyoruz.


Painted on Water: Bir Grammy Macerası


Türk müzik sektörü söz konusu olduğunda, iki tane klişe hareketle ve bunların canlı örnekleriyle her yıl mutlaka karşılaşmaktayız. Bunlardan ilki, İngilizce sözlü albüm yapma ekolü. Ne zaman ki bir abimiz/ablamızın en azından 2 tane albümü medya tarafından pohpohlanmalarına yetecek kadar çok satsın, ertesi gün yayınlanan röportajda o muhteşem soruyla karşılaşırız: “Peki yurtdışına açılmayı düşünüyor musunuz?” ya da muadili olan “İngilizce sözlü albüm düşünüyor musunuz?” İlginç bir şekilde, belki de o ana kadar bunu aklından bile geçirmemiş olan pek çok şarkıcı, o soru karşısında afallar, “Elbette düşünüyoruz canım, hazırlıklarına başladık.” cevabını yapıştırır.

Sahi, Tarkan İngilizce albüm hazırlıklarına başladığı zaman ben daha liseye gitmiyordum. Dünya çapında ses getirmesi beklenen o meşhur yabancı albüm Come Closer, Avrupa’nın sadece birkaç ülkesinde yayınlandığında ise üniversiteye hazırlanmaktaydım. Bravo Tarkan. Türk müzisyenlerin çoğu hem bundan, hem de yabancı sözlü albüm çıkarma pazarında yer alanlarla boy ölçüşemeyeceklerini de anlamış olacaklar ki; 2000’li yılların ikinci yarısında “Aşka geldim, Avrupa’yı fethedeceğim.” Laflarını sergileyen birilerini pek göremedik. Öte yandan, Türkiye’den alternatif sesler bu boşluğu oldukça başarılı bir şekilde doldurdular. Portecho ile patlayan sektörde peş peşe Norrda, Bedük gibi alternatif, Hadise gibi main stream isimlerin çıkışına sahne oldu.

Bu bir kenara, Türkler ayrıca “Doğu – Batı sentezi” klişesinden vazgeçemiyor yıllardır. “Doğu ile Batı’nın buluştuğu, medeniyetler beşiği Anadolu” cümlesiyle büyüyen onca nesil, “Abi biz şimdi böyle Batı tarzında şarkı yapalım; ama Doğulu gibi sunalım; manyak para kırarız oğlum.” Düşüncesinden bir türlü vazgeçemediği için; hala Eurovision’a, Türk ezgilerine sahip şarkılar ve oryantal motiflerle süslü danslardan oluşan performanslarla katılıyoruz. İlginç bir şekilde de Avrupalılar bunu hala yiyor; buna şaşırıyorum asıl. Yanlış anlaşılmasın, şu yapılanlar bir noktaya kadar güzel olabilir, hatta belki de desteklenmelidir; ama sene 2009, biz bunlardan onlarca gördük, bence artık yeter.

Bütün bunları niye anlattığıma geliyor sıra: Painted on Water. Yapmış olduğu onca başarılı işe rağmen Türkiye’de daima, “Eurovision birinciliği getiren kadın” olarak anılacak olan Sertab Erener ve “Eurovision birinciliğinin mimarı” olarak anılacak olan Demir Demirkan’ın ellerinden çıkmakta olan bu proje; yukarıda bahsi geçen iki klişeyi de benimsemekten kesinlikle çekinmiyor. Ancak bu sefer, kolpa projelerden çok daha fazlası, çok daha kalitelisi var karşımızda.

“Hayat su gibidir, ve ona rengini siz verirsiniz” diye tercüme etmiş bulunduğum mottolarıyla yola çıkan grup, kendi tabirleriyle Doğu’nun geleneksel müziği ve sanatıyla Amerika’nın caz ve blues köklerini bir araya getiriyor. Albüm konsepti de Anadolu halk türkülerinden esinlenerek Batı müzik tarzına uygun olarak yazılmış şarkılardan oluşuyor.

Elbette sadece bunlar, bu projenin neden bu kadar önemle ele alınması gerektiğini açıklamıyor bence, çok daha fazlası var çünkü kesinlikle. Öncelikle, prodüksiyon gerçekten büyük. Zaten albümde yer alan müzisyenlere baktığınız zaman bunu görmek mümkün. Cazseverlerin mutlaka aşina olacağı önemli isimler albüme katkıda bulunuyor. Sertab Erener’in vokalleri, Demir Demirkan’ın da gitarları üstlendiği projede Dave Weckl, Al Di Meola, Mike Stern, Trilok Gurtu, Kai Eckhardt, Tuluğ Tırpan gibi önemli ve başarılı müzisyenler de yer almakta. Caz dünyasında belli bir yere sahip olan bu isimlerin müzisyen olarak yer aldığı, Norah Jones’un çıkış albümü Come Away With Me’nin prodüktörlerinden biri olan ve Pat Metheny, Keith Jarrett, Lizz Wright gibi isimlerle çalışmış olan Jay Newland’in prodüktörlüğünü yaptığı bir albüm; Türk olsun ya da olmasın beni çok heyecanlandırıyor.

Pazarlama dünyasının en kilit terimlerinden biri olan “Farklılaşma”, bu projenin diğer kilit noktasını oluşturuyor. Sunmakta oldukları şeyi güçlendirmek adına, görsel performans adına ilginç bir harekete imza atıyor grup. “Ebru” adıyla yayınlanacak olan ilk albümlerinin pazarlamasını ve sanatsal yönünü güçlendirmek için sahne performanslarına Ebru sanatını da dahil ediyorlar. Daha önce Babazula konseri seyretmiş olanlar bilir; grup sahneye, önünde tableti bulunan bir kişiyle çıkar; ve bu kişi o tablet üzerinde duvara yansıtılmak üzere doğaçlama çizimler yapar. Yine buna benzer bir şekilde, Painted on Water da sahnede, projektörle yansıtılacak şekilde canlı canlı Ebru sanatı icra edilecek.

Peki bunca çaba neden? İçtenliklerinden hiçbir şüphem yok; ama bütün bunlar, “İyi bir proje oluşturalım, iyi müzik yapalım” dan daha fazlasını içeriyor olabilir mi? Çeşitli yerlerde, bu projenin Grammy’ye aday olmak için büyük çaba sarf ettiği yazılıyor. Vokal kayıtlarının da Amerika’da yapıldığı, geçtiğimiz hafta Aya İrini’de verdikleri bir konser dışında bütün konserlerinin Amerika’da gerçekleştiği, prodüksiyon anlamında bu kadar kapsamlı bir projenin, bu kadar iyi müzisyenlerle de birlikte Grammy’e aday olmaması için bence hiçbir sebep yok ortada. Albüm de ilk olarak Amerika’da piyasaya sürülecek, belirlenen tarih ise 9 Haziran. Bir yanda da şu var, her ne kadar şu anda ağırlıklı olarak Türk takipçilerine yönelik çalışsa da; Sertab Erener, FriendFeed, Flickr, Twitter gibi sosyal medya araçlarını etkin bir şekilde kullanan tek tük Türk müzisyenlerden biri. Bunun da uzun vadede olumlu etkilerinin olacağını söylemek yanlış olmaz; Obama’nın da seçim kazanmasında sosyal medyanın etkisini yadsıyamayız sonuçta.

Sonuç olarak, Türkiye’de doğal olarak henüz ses getirmemiş; ancak ciddi anlamda büyük oynayan bir projeyle karşı karşıyayız. Canlı dinleme şansına sahip olamadığım, ve internetteki kayıtlarında parçaların uzun versiyonları yer almadığından ötürü Painted on Water benim için hala kapalı bir kutu olarak dursa da, kutunun içinden çıkacaklarla ilgili beklentimin oldukça yüksek olduğunu bir kez daha belirteyim. Ben asker uğurlamalarının gürültüleriyle boğuşurken, aşağıdaki videodan, ya da Amazon’dan şarkıların dinlemeye sunulan kısımlarına bakın.




Online içeriğin ilgi çekme düzeyleri

Detaylı bilgi için: http://lateralaction.com/articles/9-responses/

MGMT - Kids

Yakın zamanın en eğlenceli parçalarından birine, aylar sonra klip çekmiş abiler. De ben beğenmedim bunu ya. Animasyona bağladığı sahne dışında hiç hoş gelmedi bana ahah.




Kaka Real Madrid'de





Yaklaşık 68 milyon € karşılığında Madrid saflarına katılmış Kaka.

Büyük transfer ama, hadi bakalım diyoruz şimdilik.

Putin: Kalemimi de geri ver

Fatih bahsetti, üzerine birkaç gün de konuştuk ama burada bahsetmezsem içimde kalacak.

İşçilerin şikayeti üzerine bölgeye gidiyor Putin, ve aşağıda metnini okuyup videosunu seyredebileceğiniz olay yaşanıyor.


Şartları devlet tarafından belirlenen anlaşma metnini cebinden çıkarıp uzattı. Putin, işadamlarına "Neden herkes benim geleceğimi öğrenince hamamböcekleri gibi dolaşmaya başladı? Neden daha önce karar almadınız?" sorularını yöneltti.

Ülkenin en zengin ismi Oleg Deripasko'nun imzasının eksik olduğunu görünce, canı daha da sıkıldı. Deripasko'ya eliyle gel işareti yapan Putin, kalemini ünlü işadamının önüne atarak "Senin imzanı göremedim. Buraya gel ve imzala. Kalemimi geri vermeyi de unutma" diye konuştu.


Ne kadar doğru bir hareket olduğu falan kesinlikle tartışılır da benim derdim o değil, şu yapılan hareketin büyüleyiciliği sadece. Adam Rus.



Propaganda Sloganları: Türkiye

Halkımız harcama yapsın, ekonomi canlansın gazı verenlerin yeni yöntemleri buymuş. Siz de Soğuk Savaş Amerikan propaganda afişleri havasını hissedebiliyor musunuz?

Daha da ilginci, bildiğiniz "Ordu sizi istiyor." temalı askeri fontlarla yapmışlar afişleri, bravo!


Simplicity

Uzun zamandır "finaller bitsin bir sürü yarım kalan işi sonuca erdireceğim, blogu değiştireceğim, şu da bu da..." falan gibi sözler sarf ediyordum. Yarın son finalim var; ve procastrination denen olayın bokunu çıkartmış bir insan olarak oturdum dün gece blogun tasarımını değiştirdim. Yetmedi RSS feed'i Feedburner'a çevirdim; üye olunuz derim. Yeni tasarımda arama bölümü de varmış sağ üstte; o da çalışıyor ve çok güzel oldu.

Güzel gözüken bir blogun insanları ilk raddede etkilediğinin farkındaydım; ama kim söylemişse doğru söylemiş: "Sadelik güzeldir." diye. Okuması rahat, takip etmesi güzel, ferah ferah bir blogumuz oldu şimdi. Çerçeveler de yanlara doğru iyice uzandığı için herhangi bir resmin, ya da bir youtube videosunun taşma ihtimali yok gibi gözüküyor.

Yeni hafta yeni başlangıç, dönem de bitiyor ve staj başlıyor. Elimde de okunmayı bekleyen 800 tane brainfood var, bu site önümüzdeki haftalarda bol şenlikli olacak anlayacağınız üzere. Yapılması gereken de onlarca iş var; ama yeter ki dönem bitsin, bir sürü problemle başa çıkmaya hazırım ben.

Emre'nin kullandığı, beyaz arka fon üzerinde yeşil bir elmanın durduğu bir görsel vardı; Simplicity adında. Bu yazıyı da o görselle sonlandırmayı düşünüyordum ancak bulamadım şimdi.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...