Mutluluk budur


Daha neler neler yazıcam da, şu anki duygularım kelimelerle ifade edilemez; siz sadece şuna bakın şimdilik sdf.

Adsız olsun, acısız olsun.

Düşünün, öyle bir insanım ki; ders çalışmak yerine, ders çalışamayışımın filmini çekip montajlayıp gecelerce sabahlamak; o dersi çalışmaktan çok daha kolay gelmekte şu an.

Oh wait. Herkes böyle değil mi biraz?

Aslında dönem olarak en hafif final dönemini yaşadığımı söyleyebilirim. Sonuçta final dönemi başlamadan 5 finalimin 2si gitti, 1 tanesine bu cuma girdim ve dünyanın en kısa finali olabilir, ve alabileceğim en kötü not CC.

Geriye kaldı 2 final, aralarında 4 gün var; ikisi için de bolca vaktim var. Ancak bu perşembe final yerine teslim edeceğim paper bana karanlık günler yaşatmakta.

Hayır aşırı zor bir şey de değil; ancak hazırlıklarını yapmak, oturup yazmaya başlamak falan inanılmaz güç geliyor şu an. Hesapta bugün ders çalışacaktım; totalde yarım saat çalıştım (evet; ders çalıştım.)

Dönemsel depresyonlar başvurabiliyor yine. Mesela bu sene "Yeter ulan demirbaş olduk" diyerekten yaz okuluna gitmeyecek olsam da; bu sefer de yaz okuluna gidip staj yapacakları kıskanıyorum. İçimde de korku var, haftalardır gidemediğim ajansa gittiğimde ters bir cevap almam diye umuyorum; o cevabı da alırsam bütün bir yaz oturarak geçer tahminimce ahah.

"Anacım" ı Oya Başar diyordu sanırım, oraya uzanıyoruz: Eylemlerimi takip etmeye devam edin anacım.

Buraya kadar dayananlara da hediyemiz olsun, Si*Se'den geliyor:



Nadal'dan erken veda

Şaka gibi ama evet.


Roland Garros 4. tur karşılaşmasında İsveçli Söderling, Rafael Nadal'ı eledi.

Hafiften de ağlatarak eledi diyebilirim açıkçası, şampiyona yakışmayan bir performans seyrettik.

E bunun üzerine Garros şampiyonluğu için Federer'e bahis oynasak mı acaba ahah.

Çünkü burası Anadoluhisarı

Anadoluhisarı'ndayız, çantamı arkadaşıma (Ercan) bırakıp doğumgününe gideceğim Taksim'e; saat 8'e 5 var.

Ercan'ın evine gidecekken yolun karşısından babası sesleniyor, "Gidin iskeleye bir bakın." İskeleye gidiyoruz; Hisarlılar ses sistemi, digitürk ve projeksiyon aleti getirmiş; iskele duvarıına yansıtmışlar; maç seyredecekler. Sayıyı bilmiyorum ama toplamda 100'e yakın insan var; ve kadro çok iyi. Yani şu anlamda çok iyi; normalde X bir mahallede bunu yapmaya kalktığınız zaman tamamı serseri erkeklerden oluşan bir kadro toplanabilir; ama burada genç kızından teyzesine, sağda solda oyun oynayan çocuğundan, eline rakısını almış taksicisine kadar herkes oturuyor. Önemli olan bir diğer nokta da şu, aslında çoğu insanın maçı umursadığını da sanmıyorum. Projektörü getiren abi Galatasaraylı, ses sistemini getiren abi Fenerbahçe'li; sahilde Beşiktaşlı'dan çok Galatasaraylı var. Çünkü biz dahil herkes makarasına gelmiş.

Dayanamadık sardık tabi iki bira alıp (Cem Berk bunu okuyorsan çok özür diliyorum), gollerle patlayan meşaleler mi dersin, torpili mi dersin derken Hisar'ın bir kez daha nevi şahsına münhasır bir yer olduğunu anladım. Ki düşünün onca Galatasaraylı Fenerli de oturup Beşiktaş tezahüratları söyledi ikinci yarıda. Maç sonunda da oturduk Beşiktaş için kutlama yaptık, maksat makara.

Fotoğraflar çekildi ama internete ne zaman düşer bilmiyorum; ben Hisar maç sonu kutlamalarında çektiğim tek düzgün fotoğrafı da buraya koyuyorum.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...