Gece Görüşü: Worldwide Style





StumbleUpon bana tavsiye etmiş, ben de size tavsiye ediyorum; görsel çalışalım bugün.


100 Night Scene Photos

Mail üzerinden dolandırıcılık


Yabancı bir blog sitesinde görmüş olduğum bir yazının bir kısmını Türkçe'ye uyarlayıp koyacağım. Eleman, bir kitapta okuduğu bir dolandırıcılık tekniğini isimleri değiştirerek vermiş, ben de Türkiye'den takımlar koyarak vereceğim.


Hikayemiz mail üzerinden dolandırmayla alakalı. Hani Hotmail'de sık gördüğümüz "Ben x adasından geliyorum, 1 milyon doları senin üzerinden yatırım yaptıracağım." diyen türlerden. Bu sefer söz konusu olan ise bahis. Dolandırıcı abilerimiz maili atıyor, mailde de "Trabzon - Galatasaray maçının galibi Galatasaray olacak, bu konuda kesin bilgilerimiz var; buna göre bahis oynayabilirsiniz. Bundan sonraki bahis tahminlerimiz için sitemize üye olmaya ne dersiniz?" diyorlar. Tabi hiçbir şekilde umursamıyorsunuz, "bariz dolandırıcılık" diye. Ancak maçı Galatasaray kazanıyor, rastlanti diyerek geçiyorsunuz. Sonraki hafta, "Galatasaray'ın kazanacağını bildik. Şimdi de Sivasspor - Fenerbahçe maçını Fenerbahçe'nin kazanacağını söylüyoruz" diyorlar. Yine umursamıyorsunuz; ama Fenerbahçe kazanıyor. Bu sefer içinizde bir şüphe var; ama şans diyerek geçiyorsunuz yine. Sonraki hafta ise "Bu haftaki Fenerbahçe - Beşiktaş maçını Beşiktaş kazanacak." diye mail düşüyor posta kutunuza. Sonuçlar birkaç defa tutunca, içinizdeki şüpheyi bir kenara bırakıp siteye üye oluyorsunuz, ve paracıklara elveda.

Mantık şuymuş: En başta yüzbinlerce emailin yarısına maçın bir galibini, diğer yarısına diğer galibini mail atıyorlar (beraberlik kullanılmıyor sanırım). Sonrasında da tahminin tuttuğu grubun yarısına bir galibiyet tahminini, diğer yarısına diğer galibiyet tahminini atıyorlar. Böyle böyle sayılar elenirken önemli bir grup kalıyor geriye, bütün tahminlerin doğru ulaştığı. O grup içinden 10 kişi 100 dolarlık abonelik açsa, adamlar yine kara geçiyor:)

Pulitzer 2009

20 Nisan'da açıklanmış Pulitzer ödülleri, bütün sonuçlara buradan ulaşabilirsiniz.

New York Times ödüllerin çoğunu götürmüş zaten, ödül aldıkları yazılar arasından şunları özellikle beğendiğimi söyleyebilirim.

Ödüllerin geri kalanına siteden bakabilirsiniz, aşağıya sırasıyla "Breaking News Photography", Feature Photography" ve "Editorial Cartooning" ödülünü kazanlardan birer tane görsel koyacağım.



Viralin Allahı: Emre Yazıyor

İlginç bir şekilde blog'da hiç bahsetmemişim bu siteden; tongaya düşmemem açısından da iyi bile olmuş diyebilirim:)


Yaklaşık 1,5 ay önce bir bloga denk geldim gezinirken. Emreyaziyor.com adresinde ikamet etmekte olan bu blogda; Emre adlı şahsiyetimiz, okulunda karşılaştığı bir kıza "yazma" maceralarını anlatmaktaydı. İsmini öğrenme çabaları, karşılaşınca elinin ayağının tutulması derken sitenin sağlam bir kullanıcı kitlesi oluştu. 14 Şubat'ta açılmış olan sitede her başlığa en az 10 - 15 yorum gelmekteydi. Ayrıca bu Emre denen arkadaş, bu yazının görselinde gördüğünüz poster kıvamındaki hedeleri tasarlamış ve kullanıcılardan "olabildiğince çok kişiye ulaştırın" diye rica da etmekteydi. Rastlayanlar olmuştur belki, ağırlıklı olarak Boğaziçi'nin Kuzey Kampüs'ünde de 5-6 yerde gördüm bu afişlerin elle yazılmış olanlarını. Sonrasında da kahramanımız Bedük ile tanışmış falan, bunun hikayelerini de anlatıyor bir yandan.

Şimdi inkar etmeyeyim, sadece bir an olsun "Yayılmak için bu kadar istek neden?" diye sorgulamış olsam da, ego sahibi her insan daha fazla kişi tarafından bilinmek ister diye üzerine düşmemiştim.
Bugün, emreyaziyor.com ne durumda diye bir bakayım dedim. Site girişinde Cornetto reklamıyla karşılaşmanın şokunu atlattıktan sonra devam ettim. Kahramanımız "Bugün İrem'le tanıştım, hatta arkadaşlarım videoya bile çekti. Videoyu sizle yarın paylaşacağım." diyordu sondan önceki entry de. Son entryde ise "İrem'le nasıl tanıştığımız videosunu seyredin." diyordu, ve seyrettiğimiz video, televizyonda yayınlanan Cornetto reklamıydı.

Daha önce de bunun örnekleri varmış sanırım; ama bu kadar açık bir şekilde tongaya düşmenin utancı içindeyim diyebilirim. Tabi şu da var, 14 Şubat'ta yayına başlayan bir sitenin altındaki amacı açıklamasının 9 Nisan olması, neredeyse 2 ay boyunca saman altından su yürütülmesi falan da azimin bir göstergesi. Açıkçası, beklenen ilgiyi yaratıp yaratmadığını ve ne kadar verim elde edildiğini çok merak ediyorum. Sözlerimi de, benim yaşadığım şoku yaşayan başka bir kullanıcının videoyu seyrettikten sonra yolladığı yorumla sonlandırıyorum:

"Bu ne şimdi emre:@"

edit: Ekşi'ye selam, yola devam:



La Ritournelle: Dünya Benim.

Demir Demirkan'ın "Dünya Benim" adlı bir albümü vardı sanırım; emin değilim. Serbest çağrışımın dibine vurarak başlıyoruz zaten, çünkü buraya geldiğim nokta, şu anda dinlemekte olduğunuz şarkının bana hissettirdiklerinden ibarettir aslında.


Get a playlist! Standalone player Get Ringtones



Dünya'yı kavrıyorum tam şu anda, bir yandan tam içimde; bütün atomlarını, su bulamayan Afrikalı'yı, bilinenin ötesine gitmeye çalışan astronotları, her şeyi. Her bir atomun içinde geziyorum, 100. adı öğrenmiş gibiyim şu anda, bütün "Masterplan" i, nerede yanlış yapıldığını, ve aşkı. Amin Maalouf okuyanlar bilir, Tanrı'nın 100. adını arayan ana karakter, 100. adı bulamaz ama yol hikayelerini ve aşkı bulur sonunda. Bütün önemli olan da budur aslında.

Yapayalnız mıyız aslında, her iki anlamda da. Bir yanda herhangi bir zaman var olup olmadığından bile şüphe duyduğum 99 adlı şahsiyet, diğer yanda artık ya tamamen kopup gitmiş, ya da her saniyede mesafeyi gittikçe açan insanlar. Biz büyüdük ve kirlendi dünya kafası mı bu, yoksa evrensel olarak mı gerçekleşiyor bütün bunlar? Belki de son düzgün nesil bizdik, o da ne kadar düzgünsek artık. Ya da ben çok pesimistim, bilmiyorum. Hiçbir zaman "inner circle" denen gruba çok fazla arkadaşımı sokmadım. Kimse de girmek için kul köle olmadı tabi, karşılıklı ilerleyen süreçler bunlar.

Yaylılarda Bulgaristan Senfoni Orkestrası, bateride Tony Allen; ve tartışmasız bir şekilde bir kompozisyon harikası. 2005'te çıkmış olması ise benim için ayrıca manidar, çünkü her ne kadar pek çok güzel şey dinlemiş olsam da duygu yoğunluğu bu kadar fazla olan, bu kadar çok şey anlattırıp hissettirebilen parça sayısı tek tüktür ancak. Tam olarak bu yüzden, 2000'li yıllarda da "masterpiece" dedirten şarkılarla karşılaşmak insanı mutlu ediyor.

Expositions #10

Nispeten uzun zaman olmuş, arada pek çok şarkı da keşfettim ama geleneği bozmamak adına sadece 4 tanesine yer veriyorum bir kez daha.



1-) Bu parçanın orijinaline hiç rastlamadım, Solal'den Psycho Girls & Psychow Boys. Oxigen'de dinlemiştim sanırım, herhangi bir radyo playlistinde yer alabilecek kıvamda, uçlara kaçmayan bir parça olmuş.

2-) Bu listenin en önemli parçası. İlk nerede dinlediğimi bilmiyorum; ama indirdiğimden beri defalardır dinliyorum. Ses çok hoş, söyleyecek pek de söz bulamıyorum üstüne, repeat.

3-) Yine bir Oxigen keşfi, One Love'ın üstüne gider diye ekledim bunu da. Hafif akustik, türden türe kayan leziz bir cover.

4-) Bunu da pati'den bir arkadaşımın programında dinlemiştim, Noir Desir sevenlere geliyor.

Masstival Rusya'da

Ekşi'de gördüm, aynen bloga paslayayım dediğim bir haber vardı elimde, biraz daha bilgi edineyim diye araştırma yaparken, benim "Yepyeni bomba haber" diye sunacağım şeyi Mehmet Tez'in 2 ay önce yazmış olduğunu gördüm.

Benim için hayal kırıklığı olsa da haberi olmayan insanlar vardır diye koyayım buraya: Masstival bu sene Rusya'da da düzenlenecekmiş. St. Petersburg'da gerçekleşecek olan festivalin, hem networking hem de grup bağlantısı açısından oldukça faydalı olacağını söylemek mümkün. Takipte olmakta fayda var, bakarsınız efsane gruplar da getirirler.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...