Gilles Peterson Incoming

Adam geliyor valla ciddi ciddi bir kez daha. Bir öncekini kaçırdım, bunu kaçırmamayı planlıyorum; jazz - acid - nujazz - electronica sevenler kaçırmasın.




Erdoğan Strikes Back



Bir yandan çok normal, bir yandan da akıl almaz geliyor bu olay. Çok normal geliyor, çünkü başbakan şovlarına aşina bir ülkeyiz ve RTE bunu en iyi becerebilen insanlardan biri. İsrail'in Filistin'e saldıracağını biliyordu ve saldırmadan bir gün önce silah anlaşması yapılmıştı sanırım. Buna rağmen saldırı başladıktan sonra İsrail'e yüklendi hatırlarsınız.

Akıl almaz geliyor, çünkü bu bir şov bile olsa bir devlet başkanının, düzeltelim, devlet politikası olarak Avrupa'nın bir parçası olmaya çalışan bir devlet başkanının gidip Davos gibi bir yerde daha fazla politically incorrect olamayacak olan bir açıklama yapması, oturumu terk etmesi. Başbakansın ya sen, şov bile olsa bir dur, bir düşün.

Yine de, silah anlaşmaları iptal edilmediği sürece RTE'nin samimiyetine inanmıyorum ben. Hugo Chavez'le de kimse karşılaştırmasın, saçmalık olur.

Güncelleme:

1-) Video

2-) Peres telefon açıp özür dilemiş. On numara bir tiyatro izledik, aktörlerine ve yazarlarına 10 üzerinden 10 veriyorum. Yarın Vakit, "Davos fatihi Tayyip" diye manşet atar artık.

Sadelik Güzeldir: The Whitest Boy Alive




Kafamda çizgi filmlerden çıkma sahneler canlanıyor. Bugs Bunny ile Elmer karşı karşıya geliyor bir tanesinde, Elmer tüfeğini ateşliyor, silah patlamıyor. Sonraki sahneyi hatırlamıyorum, mutlaka ironi ve eğlence dolu bir şey olmalı, çünkü sonraki sahneden Whitest Boy Alive çalıyor kafamda. Uyanıyorum.

You keep your cards so close to your chest
You're making me confused


Pişmanlık dolu bir yazı bu, çünkü bütün dergilerde sayfa sayfa yazıları yer alırken “yüzüme gözüme sokulan şeyi dinlemem arkadaşım” tribinin etkisiyle 2.5 yıl geç dinlemeye karar vermiş olmanın acısını çekiyorum. The Whitest Boy Alive, 2006 Berlin çıkışlı bir grup. Müziklerinin kalitesi bir yana, kendilerini özel yapan bambaşka bir şey var: Erlend Øye. Norveçli bu abimiz neler neler yapmadı ki. Solo albüm yayınlayan, ünlü DJ Kicks serisinin bir albümünü hazırlayan bu şahsiyet dünyada en çok şu iki projesiyle tanınıyor. Röyksopp parçası Poor Leno’ya yaptığı vokalleri ve elbette: Kings of Convenience!

Kendi adıma söyleyeyim, sınır tanımayan müzisyenlere hastayım. Erlend Øye bu konuda çok başarılı bir örnek, çünkü bir yanda Kings of Convenience gibi sakin sessiz bir gruba hayat verirken, diğer yanda elektronik müzik parçalarına vokal desteği sunuyor, bu da yetmezmiş gibi içinde hip-hop parçalarının da bulunduğu bir dj set hazırlıyor. Yok artık daha neler. Tabi eline diken batsa ilham gelen bu abimiz 2006’yı da boş geçimeyip, The Whitest Boy Alive’a hayat veriyor.

Daha birkaç ay önce Phonem by Miller kapsamında Türkiye’de konser veren grubun yaptığı müziği tanımlamak zor olabilir. Her ne kadar Wikipedia kendileri için Dream Pop / Minimalist Pop sınıflandırması yapsa da, grubu huzurlu, synthesizer’ı azaltılmış bir Brit Rock grubu olarak nitelendirebiliriz sanırım. Brit Rock da tam olamıyor, çünkü Berlin’den çıkan grubun sound olarak Brit Rock havasını tam olarak içine çektiğini söyleyemem. Bir yandan da, Erlend Øye vokali yüzünden ister istemez Kings of Convenience geliyor aklına insanın.

Eylül 2006’da Dreams adlı ilk albümünü çıkartan grup, bu albümdeki Fireworks ile müzik dergilerinin gündemine oturuyor. Keza aynı parça Grey’s Anatomy dizisinde de kullanılınca, grubu dinlemeyi reddeden bir tek ben kalıyorum sanırım.

3 Mart 2009’da da yeni albümü Rules’u çıkartacak olan grubun bu albümü de çeşitli ortamlara çoktan düştü. Erlend Øye’den kötü bir şey beklersem çarpılırım; ama ilk albümün büyüsünü yakalamayacaklarına inanıyordum. Aksine, ilk albümden bile daha iyi olduğunu iddia edebileceğim bir albümle karşılaştım. Bu sefer şarkılar biraz daha hızlı; ama verdikleri huzurdan ve sadeliğin azalmadığını söyleyebilirim gönül rahatlığıyla. Adamlar giriş şarkılarıyla kafamda Bugs Bunny’i canlandırdılar, daha ne diyebilirim ki!

Açıkçası, şu an sadece Erlend Øye’un grubu diye bile severek dinleyebileceğim Whitest Boy Alive, başka sebeplerden ötürü son haftalarımın en beğenilen grubu ödülüne sahip: Bir yandan içi oldukça dolu olan, diğer yandansa hem içini keşfedip kafasını yormak isteyeni, hem de üzerine düşünmeyeceği, kafasını yormayacak bir şeyler dinlemek isteyeni davet eden bir yapısı var. Da Vinci’nin de dediği gibi: Simplicity is the ultimate sophistication

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...