Boğaziçi Efsaneleri Devam Ediyor


Bazı konulardaki sinirimi ve işin trajikomikliğini içime atmak ya da birkaç kişiyle paylaşmak yerine buraya yazmanın daha mantıklı olacağına karar verdim. Okumaya gelmek isteyenlere de "gelmeyin" uyarısı olur hali hazırda.

İki hikayem var size.

1-) Ortalama her sene 40 - 45 kişinin ders aldığı bir departmanda araştırma görevlisi ya da bölüm kurulu görevlilerinden birisiniz. Bu kadar insanın bölüm derslerini iki ayrı sectiona bölmeye karar veriyorsunuz, sorun yok. Diyorsunuz ki "yığılma olmasın, bölüm derslerini alanlar ya tamamını ilk sectiondan, ya da ikinci sectiondan alsınlar". Fikir olarak ne kadar güzel değil mi?

Tarih, "süper fikir" denilip de uygulamada sıçan pek çok zihin aktivitesiyle yeterince dolu, bir tane de siz eklemeyin ne olur. Boğaziçi'nin çılgın kayıt sisteminde 10 saniye geç girince 200 kişinin gerisine düştüğünüz için, herkes de kendisine en çok uyan sectiondan ders almaya çalıştığı için kimse istediğini alamıyor. "Ders programı boş kalmasın" diye, bir sectiondan alamadığı dersleri diğer sectiondan alıyor insanlar. Böylece benim 3 dersimden ikisi 1. section, 1 tanesi 2. sectiondan oluyor ve "uzatma" görevlilerinden şöyle bir yanıt alıyorum: "Sen uzatıyorsun değil mi, gelecek sene alsana bu dersi".

Tamam, en iyisini yapmaya çalışıyorlar; ama kayıtların üzerinden neredeyse 2 hafta geçti ve ben hala almam gereken dersi alamadım mesela. Okuldaki 8. dönemim ve her dönem bir problem çıktı, anlayamıyorum artık.

2-) Normalde pek hazzetmediğim, bana karşı da nötr / olumsuz arası hisler besleyen bir eğitim görevlisi var bölümden. Kendisinin verdiği derslerden itinayla kaçıyorum mesela; bu dönem de bölüm seçmeli dersi veriyordu ama onun dersi yerine istemeye istemeye saçma sapan bir ders aldım. Yeri gelmişken sorayım: 4. sınıfa kadar Japon kültürüyle ilgili hiçbir şey yapmayıp, 4. sınıfta "Japanese Culture in Translation" diye seçmeli ders açmanın mantığı nedir. Neden Japon? Neden kültür-spesifik bir ders? Neden bizim bir noktada bu dersi seçmemiz gerekiyor? Dersi veren hocamız Japon yerine Madagaskar kültüründe uzmanlaşmış olsaydı Madagaskar'ı mı keşfedecektik bir kez daha?

Konuya geri dönelim: Japonlarla pek aşina olmak istemediğime ve diğer dersi veren hocanın bu dersteki performansından oldukça faydalanabileceğimi düşündüm. Sonuçta yazı kabiliyetimi geliştirmeye çalışıyorum, hataları ortadan kaldırmaya çalışıyorum ve yüksek ihtimalle de faydası olacak. Derse giriyorum bugün, hocadan gelen tepki: "Hayrola". Bravo ya. Arada konuşuyoruz, "Senin alttan derslerin var, 4. sınıf olgunluğuna erişmiş (yuh) öğrencilere veriyorum bu dersi sadece ben. İstersen misafir olarak gelebilirsin ama kayıtlı öğrenci olmazsan sevinirim." Kibarca kovulduk yani dersten. a- Hocanın meraklısı değilim. b- Bu dersin yerine alacağım seçmeli bu dersle çakışıyor, misafir öğrenci olamam. c- En önemlisi de, muhtemelen alttan kalan Etimoloji derslerimden ötürü kabul etmiyor dersi almamı. E o zaman sınıfa gelen öğrencileri alttan kalan dersleriyle darlamak yerine çak bir "prerequisite / önkoşul", Etimoloji'den geçemeyenler dersini alamasın. Nedir yani.

Böyle sevgili gençler, içimi döktüm uzun bir yazıyla, çerezlik içeriğe devam tekrardan.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...