Tarantino'nun Postmodernizmle Olan İmtihanı

Tarantino filmlerine hiçbir zaman "tarifsiz bir şaheser" ya da kendini çok ciddiye alan bir film bulma ümidiyle gitmedim. Haliyle Inglorious Basterds'ı seyrederken de kafam rahattı, kötü bir film karşıma çıksa da çok şaşırmazdım, deli gibi dalga geçen bir film çıksa da.

Öncelikle belirteyim, filmden memnun ayrıldım.

Aslında daha doğrusu şu: Filmi çok beğenmedim; ama Tarantino'nun yaptığı referansları, adamakıllı bir postmodernizm dersi vermesini çok beğendim. Filmin diğer eksiklerini kapattı bence gayet.

Tarantino'nun nasıl bir adam olduğu biliniyor zaten, spagetti westernden B filmlerine dek sağa sola referans yapmayı seven, gençliğinde bir film dükkanında (öyleydi değil mi?) çalışmış, psikopat bir yönetmen. Böyle bir adamdan Fransız sanat filmi çekmesini değil, Fransız sanat filmine gönderme yapmasını beklerseniz, alana da biraz hakimseniz; film boyunca gülümsersiniz. Ben alana hakim değilim; ama Tarantino gönderme yaptığı zaman bunu anlamak çok da zor olmadığı için filmin en ciddi sahnelerini bile bir tebessümle seyrettim.

Yazılı tarihi postmodernizmin ögesi yapan bir eserle de Inglorious Basterds'dan önce hiç karşılaşmamıştım (vardır belki ama pek ilgili olduğumu söyleyemeyeceğim aslında postmodernizmle). 2. Dünya Savaşı gibi, detaylarını artık mahalle dürümcüsünün bile bildiği bir olayı da parçalarını ayırıp kafasına göre yeniden şekillendirmek, bence Tarantino'nun bu filmde yaptığı en büyük olaylardan biriydi.

Velhasıl, güzel bir film, muhteşem referanslar ve çok sağlam bir postmodernizm örneği iddialarında bulunuyorum Inglorious Basterds için. Brad Pitt de çok güzel oynamış bence, biraz daha fazla sahnesi olsaydı çok güzel olabilirdi.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...