Painted on Water: Bir Grammy Macerası


Türk müzik sektörü söz konusu olduğunda, iki tane klişe hareketle ve bunların canlı örnekleriyle her yıl mutlaka karşılaşmaktayız. Bunlardan ilki, İngilizce sözlü albüm yapma ekolü. Ne zaman ki bir abimiz/ablamızın en azından 2 tane albümü medya tarafından pohpohlanmalarına yetecek kadar çok satsın, ertesi gün yayınlanan röportajda o muhteşem soruyla karşılaşırız: “Peki yurtdışına açılmayı düşünüyor musunuz?” ya da muadili olan “İngilizce sözlü albüm düşünüyor musunuz?” İlginç bir şekilde, belki de o ana kadar bunu aklından bile geçirmemiş olan pek çok şarkıcı, o soru karşısında afallar, “Elbette düşünüyoruz canım, hazırlıklarına başladık.” cevabını yapıştırır.

Sahi, Tarkan İngilizce albüm hazırlıklarına başladığı zaman ben daha liseye gitmiyordum. Dünya çapında ses getirmesi beklenen o meşhur yabancı albüm Come Closer, Avrupa’nın sadece birkaç ülkesinde yayınlandığında ise üniversiteye hazırlanmaktaydım. Bravo Tarkan. Türk müzisyenlerin çoğu hem bundan, hem de yabancı sözlü albüm çıkarma pazarında yer alanlarla boy ölçüşemeyeceklerini de anlamış olacaklar ki; 2000’li yılların ikinci yarısında “Aşka geldim, Avrupa’yı fethedeceğim.” Laflarını sergileyen birilerini pek göremedik. Öte yandan, Türkiye’den alternatif sesler bu boşluğu oldukça başarılı bir şekilde doldurdular. Portecho ile patlayan sektörde peş peşe Norrda, Bedük gibi alternatif, Hadise gibi main stream isimlerin çıkışına sahne oldu.

Bu bir kenara, Türkler ayrıca “Doğu – Batı sentezi” klişesinden vazgeçemiyor yıllardır. “Doğu ile Batı’nın buluştuğu, medeniyetler beşiği Anadolu” cümlesiyle büyüyen onca nesil, “Abi biz şimdi böyle Batı tarzında şarkı yapalım; ama Doğulu gibi sunalım; manyak para kırarız oğlum.” Düşüncesinden bir türlü vazgeçemediği için; hala Eurovision’a, Türk ezgilerine sahip şarkılar ve oryantal motiflerle süslü danslardan oluşan performanslarla katılıyoruz. İlginç bir şekilde de Avrupalılar bunu hala yiyor; buna şaşırıyorum asıl. Yanlış anlaşılmasın, şu yapılanlar bir noktaya kadar güzel olabilir, hatta belki de desteklenmelidir; ama sene 2009, biz bunlardan onlarca gördük, bence artık yeter.

Bütün bunları niye anlattığıma geliyor sıra: Painted on Water. Yapmış olduğu onca başarılı işe rağmen Türkiye’de daima, “Eurovision birinciliği getiren kadın” olarak anılacak olan Sertab Erener ve “Eurovision birinciliğinin mimarı” olarak anılacak olan Demir Demirkan’ın ellerinden çıkmakta olan bu proje; yukarıda bahsi geçen iki klişeyi de benimsemekten kesinlikle çekinmiyor. Ancak bu sefer, kolpa projelerden çok daha fazlası, çok daha kalitelisi var karşımızda.

“Hayat su gibidir, ve ona rengini siz verirsiniz” diye tercüme etmiş bulunduğum mottolarıyla yola çıkan grup, kendi tabirleriyle Doğu’nun geleneksel müziği ve sanatıyla Amerika’nın caz ve blues köklerini bir araya getiriyor. Albüm konsepti de Anadolu halk türkülerinden esinlenerek Batı müzik tarzına uygun olarak yazılmış şarkılardan oluşuyor.

Elbette sadece bunlar, bu projenin neden bu kadar önemle ele alınması gerektiğini açıklamıyor bence, çok daha fazlası var çünkü kesinlikle. Öncelikle, prodüksiyon gerçekten büyük. Zaten albümde yer alan müzisyenlere baktığınız zaman bunu görmek mümkün. Cazseverlerin mutlaka aşina olacağı önemli isimler albüme katkıda bulunuyor. Sertab Erener’in vokalleri, Demir Demirkan’ın da gitarları üstlendiği projede Dave Weckl, Al Di Meola, Mike Stern, Trilok Gurtu, Kai Eckhardt, Tuluğ Tırpan gibi önemli ve başarılı müzisyenler de yer almakta. Caz dünyasında belli bir yere sahip olan bu isimlerin müzisyen olarak yer aldığı, Norah Jones’un çıkış albümü Come Away With Me’nin prodüktörlerinden biri olan ve Pat Metheny, Keith Jarrett, Lizz Wright gibi isimlerle çalışmış olan Jay Newland’in prodüktörlüğünü yaptığı bir albüm; Türk olsun ya da olmasın beni çok heyecanlandırıyor.

Pazarlama dünyasının en kilit terimlerinden biri olan “Farklılaşma”, bu projenin diğer kilit noktasını oluşturuyor. Sunmakta oldukları şeyi güçlendirmek adına, görsel performans adına ilginç bir harekete imza atıyor grup. “Ebru” adıyla yayınlanacak olan ilk albümlerinin pazarlamasını ve sanatsal yönünü güçlendirmek için sahne performanslarına Ebru sanatını da dahil ediyorlar. Daha önce Babazula konseri seyretmiş olanlar bilir; grup sahneye, önünde tableti bulunan bir kişiyle çıkar; ve bu kişi o tablet üzerinde duvara yansıtılmak üzere doğaçlama çizimler yapar. Yine buna benzer bir şekilde, Painted on Water da sahnede, projektörle yansıtılacak şekilde canlı canlı Ebru sanatı icra edilecek.

Peki bunca çaba neden? İçtenliklerinden hiçbir şüphem yok; ama bütün bunlar, “İyi bir proje oluşturalım, iyi müzik yapalım” dan daha fazlasını içeriyor olabilir mi? Çeşitli yerlerde, bu projenin Grammy’ye aday olmak için büyük çaba sarf ettiği yazılıyor. Vokal kayıtlarının da Amerika’da yapıldığı, geçtiğimiz hafta Aya İrini’de verdikleri bir konser dışında bütün konserlerinin Amerika’da gerçekleştiği, prodüksiyon anlamında bu kadar kapsamlı bir projenin, bu kadar iyi müzisyenlerle de birlikte Grammy’e aday olmaması için bence hiçbir sebep yok ortada. Albüm de ilk olarak Amerika’da piyasaya sürülecek, belirlenen tarih ise 9 Haziran. Bir yanda da şu var, her ne kadar şu anda ağırlıklı olarak Türk takipçilerine yönelik çalışsa da; Sertab Erener, FriendFeed, Flickr, Twitter gibi sosyal medya araçlarını etkin bir şekilde kullanan tek tük Türk müzisyenlerden biri. Bunun da uzun vadede olumlu etkilerinin olacağını söylemek yanlış olmaz; Obama’nın da seçim kazanmasında sosyal medyanın etkisini yadsıyamayız sonuçta.

Sonuç olarak, Türkiye’de doğal olarak henüz ses getirmemiş; ancak ciddi anlamda büyük oynayan bir projeyle karşı karşıyayız. Canlı dinleme şansına sahip olamadığım, ve internetteki kayıtlarında parçaların uzun versiyonları yer almadığından ötürü Painted on Water benim için hala kapalı bir kutu olarak dursa da, kutunun içinden çıkacaklarla ilgili beklentimin oldukça yüksek olduğunu bir kez daha belirteyim. Ben asker uğurlamalarının gürültüleriyle boğuşurken, aşağıdaki videodan, ya da Amazon’dan şarkıların dinlemeye sunulan kısımlarına bakın.




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...