Yeni Yıl Mesajı

Takip ettiğim podcastlerden biri 2009'la ilgili yorum yaparken şöyle bir cümle kurmuştu: "2009 was a year not to be enjoyed but to be endured." Katılmıyorum desem yalan olur.

İlginç bir şekilde başıma gelen hem en güzel hem de en kötü şeyler 2009'a denk geldi. Alamet'e giriş, ailenin boşanması, blogun şekli şemalinin oturması, Avaz, kendi evine çıkma falan derken oldukça ilginç bir sene yaşadım işin aslı. Dönüp bakınca hem pişman olunacak hem de övünülecek şeyler yapmışımdır bir kez daha; övünçlerim bana kalsın kırdığım potları siz söyleyin. Tabi en önemlisi, yıl biterken fark ettiğim kadarıyla kendimi en çok bu sene geliştirdim. Bunun sebebi "nasıl geliştireceğimi öğrenmek" midir yoksa başka bir şey midir bilmiyorum. Üstteki cümleyi kurmam ise bana sadece egomu hala törpüleyememiş olduğumu hatırlatıyor.



2010:

- Daha huzurlu bir yıl olsun. Siyaset tartışmaları, açılım, Davos, şu bu derken 2009'da yeterince gerildik bence. Daha da germek yerine biraz yumuşatmak gerek.
- Sağlık, mutluluk falan standart dilekler zaten.
- Kendime düzgün bir okul yılı diliyorum, en zor iki okul döneminden biri geride kalmak üzere; diğeri de tam önümde duruyor, ikisini de atlatırsam çok güzel olacak.
- Pazarlama, pazarlama, pazarlama.
- Başlamak istediğim projeler, hobiler vesaire var, hani biraz da vakit olsa fena mı olurdu.

TEDxReset'e 15 gün kaldı

Türkiye'deki TEDx furyasını fark etmişsinizdir, öncesinde TEDxBosphorus yapıldı, üzerine de TEDxİstanbul ve TEDxReset haberleri geldi derken sonuncusunun gerçekleşmesine sadece 15 gün kaldı.

14 Ocak'ta, Boğaziçi Üniversitesi'nde gerçekleşecek olan etkinliğin konsepti "ezber bozmak". Alphan Manas, Tunç Kılınç, Serdar Savaş, Fatoş Karahasan gibi isimlerin konuşmacı olarak yer alacağı etkinlik tüm gün sürecek. Her ne kadar birkaç saatinde finalimle çakışsa da ben de bütün gün boyunca konferansı takip edeceğim.





Good Enough Revolution

Entire markets have been transformed by products that trade power or fidelity for low price, flexibility, and convenience.
Erin Biba




"Good Enough" devrimi diye bir şey duydunuz mu daha önce? Çevremizde gördüğümüz "tutan" şeylerin hatırı sayılır bir kısmı aslında "yeterince iyi" oldukları için tutuyorlar. Ne sadeliğinden ne de kalitesinden, işe yararlılığından vazgeçen markalar / ürünler, sektörde ses getiriyorlar. Google Wave'e ve Amazon Kindle'a bir de bu açıdan bakın.

Ve mutlaka, linkteki yazıyı okuyun.

Özkök'e Veda

"Silahlara veda" minvalindeki bu başlığın bir önemi var: Ertuğrul Özkök artık Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni değil.


Ayrılmış mı görevden mi alınmış tam anlayamadım ama önemli değil, artık bir orgazm sigarası içebilirim.

Detaylar için tık tık.

Ejder Kapanı


Uğur Yücel yönetsin, aynı zamanda oynasın; ona da Kenan İmirzalıoğlu, Nejat İşler, Sırrı Süreyya Önder ve Berrak Tüzünataç eşlik etsin.

Aksiyon sahnelerinin çekimi için Ronin, Taxi ve Bourne Identity filmlerine katkıda bulunmuş bir ekip yardımcı olsun.


Ben şahsen heyecanlanıyorum.





TIME'dan 2009'un En İyi 10 Reklamı

Kime göre neye göre?

Yıl sonu geldiğinde herkes gibi TIME da kapsamlı bir liste hazırlamış 2009 ile ilgili. Kapsamından ötürü bu listeleri takdir etmemek mümkün değil; neredeyse her şey var sanırım, şuradan da ulaşabilirsiniz ana listeye. Ben de aslında birkaç liste yapmak istiyorum ama o kadar çok şey yaşandı ki kesinlikle bir şeyleri atlayacağız; o yüzden aklıma geldikçe paylaşırım diye tahmin ediyorum.

TIME'ın 2009'da televizyonda yayınlanan reklamlar arasından yapmış olduğu ilk 10 listesi de ilginç olmuş biraz. İlk sırada Evian Roller Babies olması beni çok şaşırtmıştı ama video Youtube'da 2009'da en çok izlenen 5. video olduğu için bana sadece susmak düşüyor sanırım. Daha önce burada da paylaşmamıştım, fırsat bu fırsat:



Listenin tamamına ise şu adresten ulaşabilirsiniz

4 numaradaki CareerBuilder reklamı SuperBowl'un en başarılılarından biri olmuştu. 9 numaradaki, Leo Burnett imzalı, Radiohead destekli Shelter.org.uk reklamını ise daha önce gözden kaçırmıştım, şimdi paylaşma zamanı:




HP Webcam. Racist?

Bu sabah gazetede okumuştum, gündüz de internette denk gelince tam oldu.


Videoda HP'nin bir webcaminden alınmış bir video görüntüsü bulunmakta. Bahsi geçen webcam, face-tracking özelliğine sahip olduğu için hareketleri algılayarak odak değiştirebiliyor vesaire vesaire.

Bu videoda ise, aynı ışık altında önce zenci bir abimiz çıkıyor; webcamde tık yok. Normalde ne olması gerektiğini merak edenler videoyu biraz daha seyretsin.

Bu, ışık algılamayla alakalı bir yazılım hatası muhtemelen; ama HP'nin başını ağrıtabilir gibi gözüküyor.




Avatar-Avatar-Avatar-Avatar

2009'un bomba filmini en sonunda seyredebildim.

Çok bir şey yazmayacağım; yazılacak her şeyi çoğu insan yazdı zaten. Spoiler olabilecek bir iki noktaya değineceğim sadece.

Saldırıya giderken ayakta durup kupadan kahve içen komutan beni benden aldı, bu bir.

Irak / Filistin vesaire göndermelerini yakalamayan olmamıştır diye umuyorum. Martyrdom ve  Preemptive strike kelimeleri başta olmak üzere medyada Irak savaşıyla ilgili duyduğumuz pek çok kelimeyi duymak ilginç oldu.

Sadece ve sadece görsel açıdan değerlendirildiğinde "Bu seyrettiğimiz sinema ise daha önce seyrettiklerimiz neydi?" diye sormak istiyorum.

Son olarak, "Your animal taming skill has just increased by 0.1%, It is now 100.0

Osman Baydemir Şov

Siyasete yeni bir boyut getirdi kendisi, 2009'u bıraktım; bence 2000'li yılların efsaneleri arasına girebilir şu kısacık konuşma.





Microsoft & İkoncan Aşkı

Yanlış hatırlamıyorsam geçen hafta rastladım bu reklama okulda; daha öncesinde de bir süredir duruyordu diye tahmin ediyorum.

Görmüş olduğunuz iki reklam; okulun işlek sayılabilecek bir yerinde konumlanmış iki panoda yer alıyor. "Daha orijinal bir öğrenci nasıl olabilirim" ve "Daha orijinal bir ikoncan nasıl olabilirim" başlıklı reklamları fark ettikten sonra, birer fotoğraf alıp burada değinmemek olmazdı.

"Daha orijinal bir öğrenci nasıl olabilirim" konsepti kötü olsa da yine kendini az çok kurtarıyor gibi. Ancak, birisi lütfen bana "Daha orijinal bir ikoncan nasıl olabilirim" konseptini açıklayabilir mi? Hayır, "ikoncan" kafasından destek alınacaksa hedef kitlede yer alan insanların böyle bir şeye ihtiyaçları yok kesinlikle; trendsetter olmasalar da oldukça önde gidiyorlar. Zaten diğer kitlenin "ikoncanları" pek de takdir edeceğini sanmıyorum.





Hayır, temel gerçek göz ardı ediliyor: "İkoncanları"  (ikoncan ne ya?!) takip eden insanlar bile onlarla özdeşleştirilmekten hoşlanmıyor; siz niye inatla bu olmayan damardan gitmeye çalışıyorsunuz?

Formula 1 2010 & Schumacher'in Dönüşü

Sanırım artık haberi olmayan yoktur: Michael Schumacher, önümüzdeki seneden itibaren 3 sezonluğuna Formula 1'e geri dönmek için anlaşma imzalamış.

Kendisinin para sıkıntısı olduğunu sanmıyorum; dolayısıyla sebebi başka şeylere bağlamak gerek sanki.

Tabi bu noktada bu geri dönüşün en sürpriz kısmı, Schumacher'in anlaşma imzaladığı takımın adıydı: Mercedes Grand Prix. Ferrari'ye dönmemesi "Davayı sattı" hissiyatını çoğumuzda uyandırdı sanırım; ama şu noktayı gözden kaçırmamak gerek: Schumacher'in anlaşma imzaladığı takım, aslen Brawn GP ve Brawn GP'nin başındaki isim Ross Brawn ise Ferrari'li Schumacher'in en büyük başarılarına ulaştığı dönemde Ferrari'de yer almaktaydı. Kendisine çoğu şeyin arkasındaki "beyin" dendiğini biliyoruz zaten; daha da önemlisi Brawn ile Schumacher bir araya gelince neler olacak. Tabiri caizse şöyle diyelim: "Şimdi onlar düşünsün."

Alonso'nun Ferrari'ye, Jenson Button'ın da McLaren Mercedes'e geçmesi de cabası tabi. Bence böylesine efsane bir sezon öncesi gelişmeleri yaşanmışken 30 Mayıs'taki Türkiye GP'yi kaçırmamak gerek.

Enstanteneler

Not: Bu performansı dinleyerek okursanız daha da güzel olabilir.




Arada bir kişisel postlar da yazıyorum, bu da onlardan birisi olsun.

 Yakın çevremde olan insanlar, hayatımda az çok neler yaşadığımı biliyorlar; dolayısıyla saat itibariyle geride bıraktığımız Çarşamba'nın da kritik öneme sahip bir gün olduğunu da tahmin etmişlerdir.

Neler oldu?

- Sıradan bir insan gibi kalktım öncelikle bugün; öğlene doğru Translation Project dersimin danışman hocasıyla görüşmeye gittim. Bilgilendirici not: İkinci dönem böyle bir ders almamız gerekiyor ve belirli hocalar arasından bir danışman bulmamız lazım kendimize. Bölümdeki öğrencilerin favorisi gösterilen 2-3 hoca var; dolayısıyla herkesin o hocalara saldıracağı besbelli. Buna rağmen, "Kimden almayı düşünüyorsun?" sorusuna o 2-3 hocanın adını veren sadece birkaç kişi vardı. Ne oldu, o iki hocaya toplamda 15'ten fazla başvuru oldu.

Ben ne yaptım? Açıkçası projeyi birlikte yapmak istediğim, çok sevdiğim bir hocadan almak istiyordum projeyi ama konu olarak benimle hiç alakası olmayan bir konu seçmekten korkuyordum (benim kafamda ekonomi ya da siyaset metinleri çevirisi bulunmaktaydı). Neyse, eninde sonunda bu hocamdan aldım ve bugün buluştuk, kendisinden projeyle ilgili gelen ilk cümleyi söylüyorum: "Ya senin daha çok ilgilendiğin alanlardan yapalım bu sefer, siyasetle ilgili bir metin çevirmeye ne dersin?" Yere düşüp bayılacaktım sevinçten.

Neyse uzatmadan, bunu hallettik, saat 5'te gittik Etimoloji sınavına girdik. Kopya mevzularımı bilen biliyor, sonrasında da dersten kalınca şu anda üçüncü dikişi sağlam atmaya çalışıyorum diyebilirim. Onda da ilk sınavdan kötü olsa da beklentilerimin üzerinde bir performans sergiledim.

6'da sınavdan çıktım (hala bitmedi gün anasını satayım). Reklam metni yazarlığı dersine girdim; orada da final projesi detaylarını aldıktan sonra quiz'e girdim. O kadar az zamanım kalmıştı ki aşağıda yazacağım konsere yetişmek için, quizin sonuna "Bu da böyle bir anımdır." falan bile yazmış olabilirim.

Quizden çıktım, ayakta botlarla koştura koştura Güney Meydan'ı geçtim; 19.30'daki Klasik Müzik Konserine yetiştim. Daha önce yazmıştım, Chopin bestelerini yorumlamak için Polonyalı bir piyanist gelecekti. Tıklım tıklım geçen ve hep beraber büyüleyici olduğuna kanaat getirdiğimiz bir performans seyrettik. Adamın 85'li olması da cabası zaten.

Bu gibi günlerle karşılaştığım zaman "O günün akşamında ben ölene kadar içerim." diyorum mesela; ama o kadar yorgun oluyorum ki bir birada uykum geliyor.

Bu sıkıcı okul maceralarının üzerine, kaldığımız yerden devam edelim.

Global Warming

Yorum yapamadım.





Nihat Doğan: 1071 Açılımı

Ya ben bu şarkının neresinden tutayım bilemiyorum. "Her yola gelirim abi" mesajı mı desek buna; AKP'ye yaranma kafaları mı desek. "Kürt açılımının ekmeğini yicem abi" mi desek?

Emo saçlarla olmuyor tabi pek.

Hani şunu düşünüyorum: "Uzaylılar gelecek" diye korkuluyor ya; uzaya Beethoven, Mozart yerine bunu göndersek kapsül içinde, bence gelecekleri varsa da gelmezler.

Sözleri de koyayım, iyice sarsın (Sözler için ekşisözlük'ten karaktersiz'e teşekkürler).



"yıl 1071, selçuklu sultanı alparslan, romen diyojen'e karşı cihat ilan etmiştir. bu cihat çağrısına kendileri gibi müslüman olan kürt devleti mervani`ler 10.000 atlıyla destek vermişlerdir. bugün kürt ve türklerin kardeşliğini sorgulayanlara duyrulur. kürt ve türkler allah'ın davası için bir araya gelmiş, kürt ve türklerin nikahını allah kıymıştır. allah'ın yazdığını kullar silemez, allah'ın yazdığını kullar silemez, allah'ın yazdıgını kullar silemez...

zer mircan turkusu ile devam ediyor:
zer mircan iro iro
dik wan da diki nivro
ro li me bu sed u si ro
zer mircan mircan mircan
zer mircan nal gerdeni
zer mircan işev isev
dik wan da dike nive sev
şev li me bu sed u si sev

bu ne şiddet bu ne hiddet,
ne bu hiddet ofke nefret bu kavga,
herşeye muhalefet herkesle savaşta,
sanki dedi mustafa kemal, yurtta savaş cihanda savaş,
antep'i gazi, maraş'ı kahraman, urfa'yı şanlı kim yapti soyle
çanakkale destanini kim yazdi soyle
once allah sonra bayrak, irkciliga tovbe, tovbe...
irkcilik en buyuk gunahtir gunah
bunu yasakladi ya resulallah
ne onun milliyetcisi ne bunun milliyetcisi,
allah katinda makbul muhammed ummetcisi

türk kürt kardeştir, ayrim yapan kalleştir.
türk kürt kardeştir, ayrim yapan kalleştir.

analar aglamasin, yürekler sizlamasin,
bariş gelsin ulkemize, fidanlar kirilmasin
barişi saglayacak iman olur iman, bir elimde kuran, kulagimda ezan
insanlara zulmetmeyin, zulüm evi viran olur hatta kabe olsa,
bu bariş gelecek bedeli ölüm olsa, bedeli ölüm olsa

türk kürt kardeştir, ayrim yapan kalleştir.
türk kürt kardeştir, ayrim yapan kalleştir.

kardeşlerin arasina fitne fesat sokmayin
allah'in yazdigini bozmaya kalkişmayin
kiyamete kadardir bizim kardeşligimiz
bizi bize baglayan, cimentomuz dinimiz.
açılım açılım istiyoruz açılım, kapatalım karaları ak gunlere açılım
ak ak ak ak ak ak ak gunlere açılım
açılım açılım demokrasi icin açılım, özgürlük icin açılım, kardeşlik icin açılım, barış icin açılım, inanç özgürlügüne açılım, düşünce özgürlüğüne açılım, muasir medeniyetlere açılım, açılım, açılım, açılım

türkü kürdü rumu ermeni azerbeycanli
birakalim bu kavgalari siklaştiralim halayi
haydi hep beraber halaya, come on everybody halaya,
halaya, halaya, halaya...



Link: Nihat Doğan 1071 Dinle - 1071 Albümü 2009

Aksiyon Filmi: Victoria's Secret

Parası olan çekiyor, çatır çatır da yayınlıyor arkadaş.


Pearl Harbor, Armageddon ve The Rock gibi filmlerin yönetmeni Micheal Bay'den Victoria's Secret reklam filmi; kalp sıkıntıları olanlar izlemesin:





David Fincher? Facebook Filmi?

Hayır bunu bile ilgi çekici bir şekilde sunacaksındır diye tahmin ediyorum, en azından umuyorum; ama yine de insaf be abi, Facebook'un kuruluşunu anlatmak niye yani?

2010'un sonlarına doğru yayınlanması beklenen yeni David Fincher filmi, Facebook'un kuruluşunu ve kurucularını anlatacakmış.

http://www.imdb.com/title/tt1285016/

Reddit & Sosyal Medya & Memes

Reddit'in kurucularından Alexis Ohanian, sosyal medya ve "meme" yaratma hakkında kısacık; ama inanılmaz eğlenceli bir konuşma yapmış TED'de. Çıtır çerez niyetine yutulabilecek bu konuşmayı yayınlamamak da ayıp olurdu.
 

(Dramatic pause)





20. Yıl: Simpsons

Bundan tam 20 yıl önce, 17 Aralık 1989'da bir efsane yayın hayatına başladı: The Simpsons.

Resmi olarak yayınlanan ilk bölümü "Simpsons Roasting on an Open Fire" ile başlayan dizi, daha ilk sezonunda Emmy ödülüne kavuştu.

Dizinin 20. yılı itibariyle prime-time'da en uzun süredir yayınlanan dizi olmasını bir kenara bıraktım, ben dahil milyonlarca insanın gözünde asla sarsılmayacak bir krallık imajına çoktandır sahipler.








Daha nice senelere diyoruz artık.

Yepyeni Alice in Wonderland Trailer'ı

Taze düştü.

Aslında Tim Burton sevmem ama bu filmi beğeneceğim gibi bir his var içimde. Tabi neye göre kime göre, eninde sonunda onca metaforu, göndermeyi muhtemelen yok sayarak çekilmiş bir film seyredeceğiz. Umarım yanılıyorumdur.

Bu arada, Depp'in masanın üstünden Alice'e yürüdüğü sahne beni benden aldı.




Tiger Woods & Sponsorluk Anlaşmaları & Kriz Yönetimi

Tiger Woods skandalından az çok haberiniz vardır diye tahmin ediyorum. Olmayanlar kısa bir bilgiyi Wikipedia'dan alabilirler. Karısına ihanet etmesi, üzerine de trafik kazası geçirmesinden sonra Woods, belirsiz bir süreliğine golfe ara verdiğini açıkladı.

Tabi bunun üzerine, kendisine kamyonlarca para yatıran sponsorlarından bazıları da, anlaşmaları iptal ederek sponsorluklarını geri çektiler. Her ne kadar kibar kibar açıklamalarla bu iptaller duyurulsa da, asıl sebebin yaşanan skandal ve golfü bırakması olduğunu anlamak çok da zor değil. Kendisiyle sponsorluk anlaşmasını iptal edenler arasında Gillette ve bir danışmanlık şirketi olan Accenture bulunmakta.

Adland'de çıkan habere göre ilginç bir gelişme daha yaşandı bu sponsorluk mevzularıyla ilgili: Bazı markalar da bu skandala rağmen Tiger Woods'la aralarındaki anlaşmayı iptal etmeyeceklerini ve sporcuya bu zor zamanında yardımcı olacaklarını açıkladılar. Bu açıklamayı yapan firmalardan biri EA Sports, bir diğeri ise Nike. EA Sports, hali hazırda Tiger Woods ismini taşıyan bir oyun çıkarttığı için kendilerinin destek çekmeleri büyük zarar demek. Ancak Nike'ın böyle bir karar alması ilginç oldu elbette. Bu da şu soruyu akıllara getiriyor haliyle: Böylesine ünlü bir ismi, yaşadığı bir skandalda aniden yüz üstü bırakmak, marka algısında da oynamalara yol açmaz mı haliyle? Elbette popüler kültürün parçası olan birisiyle, popüler kültürün parçası olduğu sürece işbirliği yapılır; ama daha şanı şöhreti yok olmadan, yaşadığı ilk krizde terk edip gitmek, bence hiçbir şey değilse bile "güvenilir marka" algısına biraz zarar veriyor gibi.

Bu konuda görüşlerinizi de merak ediyorum açıkçası.

MTV: Michael Jackson

Bir anlığına açıp bakayım dedim ama hayran kaldığım için buraya da koymam gerekti.

Bu arada reklamın kreatif direktörleri arasında BBDO Düsseldorf'tan bir Türk, Toygar Bazarkaya da bulunuyor.






Penn Olson & Minimalizm

Yakın zamanda keşfettiğim siteler arasında yer alan Penn Olson, medya, reklam ve popüler kültür gibi konularda çıtır çerez bilgiler arayan insanlar için birebir. Hali hazırda internette insanlar kolay yutulabilir bilgilere (haklı ya da haksız olarak) daha çok değer verdiği için, o ekolden şaşmamaya çalışıyoruz.


Balık vermek yerine balık tutmayı öğreterek Penn Olson adresini verdik; yine de bugün dikkatimi çeken bir içeriği de sunayım istiyorum.


Aşağıda gördüğünüz iki reklamın ortak bir özelliği var: İkisi de minimalist. Az lafla çok şey anlatılmasını takdir eden bir insan olarak çoğu reklamı beğendim; ikisini de paylaşayım dedim. Hem zaten Da Vinci'nin dediği doğru değil mi: Simplicity is the ultimate sophistication.








Norrda Sahnedeydi


Bir kez daha büyüleyici bir konsere şahit olduk Cuma akşamı.


Konserden çok güzel fotoğraflara, ve kısacık bir yazıya Avaz Avaz üzerinden ulaşabilirsiniz.

11 Aralık: Kyoto Protokolü İmzalandı


Kopenhag konferansından çıka(maya)cak sonucu düşünecek olursak, 12 yıl önce bugün yaşananlar daha da manidar olmuyor mu?

Sinan Bolat

Yok artık ya.

Ne diyeyim, helal olsun.



Golü uzatmalarda atmasından mı tutsam, kaleci olup da kafa golü atmasından mı tutsam, attığı gol Standard Liege'nin tur atlamasını sağlamasından mı tutsam bilemiyorum.


O sevinç bile yeter yani.



Facebook Diplomacy




İş Bankası Işıklarını Kapatıyor

Müge Cerman aracılığıyla kurumsalsosyal.com'da gördüğüm haberi paylaşıyorum:

Kopenhag'daki İklim Değişikliği Konferansı boyunca İş Bankası,  merkez binasında zorunlu güvenlik ışıkları dışında ışık kullanmayacakmış.

WWF çağrısına cevap veren kuruluşlardan birisi olmuş İş Bankası, bu uygulama da konferansın biteceği tarih olan 19 Aralık'a dek sürecekmiş.


Düşünmeleri çok güzel, hiç düşünülmemesinden iyidir elbette; ama size de bana olduğu kadar yapmacık geliyor mu bu hareket?

Helvetica





Unutmadığım sürece büyük aşk beslediğim Helvetica'yla yazmaya karar verdim bundan sonra. Dünyanın en güzel fontuna sevgilerle. 

Kopenhag İçin Harekete Geçin

Daha Eylül ayında Ban-ki Mon'un, Kopenhag için bir momentum oluşturmak amacıyla dünya liderlerini bir araya getirdiğinde belliydi bir sonuç çıkmayacağı Kopenhag'dan. Aralık'ta konferans düzenlenecek, şunun şurasında 3 ay kalmış yeni bir protokol imzalamak için ama elinizde hiçbir şey yok. Elinizde bir şey olmamasını geçtim, kimse de bir şey yapmaya niyetli değil.



Sonuç olarak COP15 dün itibariyle başladı. Kapsamlı bir anlaşma bir kenara; acaba ufak çapta bir işbirliği kriterleri belirlenebilir mi umudunda artık herkes. Dünyadan sivil toplum örgütleri Kopenhag'da akredite olmuş durumda, Türkiye'den ise Yeşiller delegasyonundan 4 kişi akredite oldu. Kendilerinin görüşlerini, Kopenhag'da gerçekleşenler ile ilgili alternatif görüşleri ise buradan takip edebilirsiniz.

Hem Kopenhag için, hem de dünyada gerçekleşen, dikkat çekilmesi gereken diğer olaylar için ise: www.avaaz.org


Ezel

Pek çok insan yok "Kurtlar Vadisi, Deli Yürek ekolünden", yok "Kenan İmirzalıoğlu", ya da "Monte Cristo'dan çalmışlar" dese de, ben çok beğenerek izliyorum diziyi arkadaş. Kurgusuyla, görüntüsüyle, çatır çatır yaptığı referanslarla beni benden alıyor.

Hatta şöyle söyleyeyim, en son yıllar önce çocukken televizyonda yayınlanacak bir diziyi heyecanla beklerdim; yıllar sonra bu dizi bana bu hissi de yaşattı, tebrik ediyorum.




Adamlar 5 dakika içinde önce Binbir Gece, sonra İkinci Bahar, ardından The Godfather, sonra da Kabadayı'ya gönderme yaptılar; daha neler neler yapacaklar merak içerisindeyim.

Fast Flip

Görmüş müydünüz?

Murdoch, Google'a karşı nerd rage'e giredursun, Google çeşitli dergiler ve internet sitelerinden indekslediği makalelerin "preview"larını bir Labs özelliği olarak kullanıcılara sunuyor.






Aslında bir süredir var bu; ama Google Labs'da yer alan pek çok özellikten haberimiz bile olmuyor bazen, o yüzden değinmekte fayda var. Hızlı bir şekilde makale taramak, güne başlangıç yapmak için birebir şahsi fikrimce.

Fast Flip'e ulaşmak için tık tık.

Bir Fotoğrafçının Gözünden: Dünya Liderleri

Bu hafta New Yorker'a göz atmaya karar verdim. Daha ilk baktığım içeriklerden birini çok beğenince, direkt paylaşayım dedim; eğer vakit ayırabilirsem önümüzdeki günlerde daha fazlasını da görebilirsiniz belki.


Platon isimli New Yorker fotoğrafçısı, Eylül ayındaki Birleşmiş Milletler toplantısında, toplantıya katılan liderleri fotoğraf makinasının karşısına oturtmaya çalışmış. Liderlerin çoğu bu isteği sıcak karşılasa da ilginç bir şekilde Obama bu isteği reddetmiş mesela. Platon'un bu liderler ile ilgili yorumlarını da fotoğraflara bakarken dinlemek gerek.

Buradan ulaşabilirsiniz.

UEFA Team of the Year 2009

UEFA.com'un, "Size göre yılın takımını oluşturacak futbolcuları belirleyin" konsepti bugünlerde sitede yayınlandı. Güzel bir seçme sistemi var; en sonunda da oldukça hoş bir görünüm çıkıyor ortaya. Siteye buradan gidip bakabilirsiniz. Ben de biraz performanslarına, biraz da gönlümün isteğine bakan bir takım oluşturdum. Keşke listede Sabri olsaydı da onu da ekleseydim.




Google Public DNS

Efenim Youtube'a girememe problemlerimiz ülkenin şanını aşmış. Öyle değil tabi ki; ama Google'ın Public DNS hizmeti sunmaya başlamasıyla aklıma başka bir şey gelmedi.


Bir deneyin, şu an bende oldukça hızlı; elbette de Youtube'a da girilebiliyor.


Google Public DNS

Avaz Avaz: Haluk Bilginer Röportajı

Dergi ekibi olarak Haluk Bilginer ile bir röportaj yaptık birkaç hafta önce, geçen hafta da yayına girdi sitede.

İçinde bulunduğum en keyifli röportaj olmasını bir kenara bıraktım, en çok şey öğrendiğim, kafamı en fazla açan röportaj bu oldu kesinlikle. Bir göz atın derim.





Polar Bears

Virally Yours'ta gördüm biraz önce, gerçekten çok başarılı.





Mutlu Yıllar






2009'un 50 İcadı

TIME dergisi, 2009'un sonlarına gelmişken, yılın 50 icadı diye bir liste yaptı. Listede yer alan şeylerden bazılarının tarihi 2009'dan geriye uzanıyor elbette ama "geride bıraktığımız yılda dikkate değer ne yapılmış" diye merak edecek olursanız danışabileceğiniz bir kaynak olmuş.

Birinci sırada NASA'nın geliştirdiği yeni uzay mekiği  yer alıyor. Üçüncü sıradaki ampulü ise çok takdir ettim, kesinlikle her eve lazım.


Listenin tamamına henüz göz gezdiremedim, eminim ki çok ilginç şeyler vardır. Bakmak isterseniz tık tık.




Vision One

Everybody let us say goodbye to all, our notions.
'Cause there's nothing left to say that we're humane, when we're left behind
It's to late to think that we can worship you, not emotions
'Cause we've already evolved into machines, in our minds

Hardest Hockey Shot

Klasik bir viral elbette.





Eurobest'ten Haberler

Eurobest Avrupa Reklamcılık Festivali sonuçlandı, ödüller verildi.

Birinci sırayı yine Canal +'nın reklamı aldı; bu sene bütün takdiri topladı adamlar resmen.






Basılı mecrada Grand Prix'yi Zürih Oda Orkestrası için hazırlanan reklam aldı. Daha iyisi vardı belki bilemedim, beğensem de Grand Prix hak eder mi etmez mi bir şey söyleyemiyorum. Ustası değilim sonuçta.




Yılın reklam ajansı ise Ogilvy Fransa oldu.

Bir Müzik Dükkanı





Sahi, artık yetmedi mi?


In Defense of Distraction


Aslında taa mayısta yazılmış olmasına, benim de bookmarka haziranda almış olmama rağmen aylardır fırsat bulup da okuyamadığım bir makaleydi In Defense of Distraction. Okuduğumda ise aslında ne kadar önemli bir şey kaçırdığımı fark ettim, telafi edebilmek için çevremdekilere okutmaya çalışıyorum.

Linklediğim makale ne hakkında diye soranlarınız olacaktır muhtemelen. Konu "distraction", Türkçe'de bir sürü karşılığı olsa da bu makale çerçevesinde baktığımızda "dikkat dağınıklığı". Benim uzun zamandır inandığım, makale ile de kanıtına ulaştığım fikir şuydu: İnternet ve modern teknoloji çağında hayatımız kolaylaşsa da artık çok daha kolay dikkatimiz dağılıyor, eskisinden daha verimli çalışıyor gibi görünsek de aslında uzun vadede bunun pek çok zararıyla karşılaşacağız. "Maile bak, ona bak, şuna da bak" derken dikkati çok dağılan bir insan olarak (oturup 40 dakikalık bir dizi seyrederken bile 5 defa mail kontrol edebiliyorum mesela ben) çok muzdaribim bu durumdan. Hatta ciddi ciddi önümüzdeki aylarda bu dikkat dağınıklığını çözmek için profesyonel destek almayı da planlıyorum.

Neyse, fazla uzatmadan yazıdan birkaç alıntı yapacağım; biraz uzun ama zevkli ve okumanıza kesinlikle değecek bir yazı, tavsiye ederim.


Adopting the Internet as the hub of our work, play, and commerce has been the intellectual equivalent of adopting corn syrup as the center of our national diet, and we’ve all become mentally obese.

People who frequently check their e-mail have tested as less intelligent than people who are actually high on marijuana. Meyer guesses that the damage will take decades to understand, let alone fix.
 


Cüneyt Devrim Boğaziçi'nde!


Bugün Boğaziçi Üniversitesi İşletme Kulübü'nün düzenlediği Market Code pazarlama seminerleri kapsamında Viral Pazarlama kavramını anlatmak üzere Project House kurucu ortaklarından Cüneyt Devrim konuk oldu okula. Kavramları birbirinden tamamen ayırarak gerek Buzz Marketing'i, gerekse Viral Marketing ve WOMM'u oldukça güzel bir şekilde açıkladı kendisi. Açıkçası kafamda pek de açık nokta kalmadı gibi gözüküyor, arada gözümden kaçmış bazı eski viralleri de seyretme olanağı bulduk ve gerçekten tatmin edici bir sunum oldu.


Naçizane tek eleştirim şudur: Türk viral örneklerine biraz daha fazla yer verilebilirdi belki diye düşünüyorum; ama bu haliyle de gayet güzel bence.

- Diesel XXX viralinin Cannes Cyber Lions'da Gold aldığını bilmiyordum ben, yeteri kadar takip etmiyormuşum demek ki


- Güzel, aslında tanıdık bir noktaya da parmak bastı Cüneyt Devrim: İnternette bir videoyu 100 kişi seyrediyorsa, bu 100 kişinin 10'u o videoyu paylaşıyor. Video yaratma işine ise o 100 kişiden sadece 1'i girişiyor. Önemli sayılar, akılda tutmakta fayda var.

- Dijital doğanlar / dijital göçmenler kavramlarının bu kadar yaygınlaştığını bilmiyordum ben. Sene başlarında Newsweek Türkiye Genel Yayın Yönetmeni Selçuk Tepeli'nin katıldığı bir toplantıda karşımıza çıkmıştı ilk, bu hafta okuduğum Mayıs 2009 tarihli bir makalede de karşıma çıktı bir kez daha. Kendime not: Kavramların nereden çıktığını, kimin çıkardığını ve tam kapsamlarını öğrenmekte fayda var.


- İşletme Kulübü'ne de naçizane bir tavsiye: Virali yaptınız, süper oldu; artık dijital pazarlama kategorisine de yer verilen seminerler düzenlerseniz mis gibi olacak.

Gelişmeler

Vize döneminin en acılı günlerini  yaşıyorken günlerce çalıştığı Fransızca sınavından 60,5 aldığını öğrenerek hüzüne boğulan bendeniz; daha bunun acısını atlatamamışken yarın sabah yapılacak olan Çeviri Teorisi dersine tabiri caizse itler gibi çalışmaktayım. Bu sürecin ne zaman son bulacağı, ne zaman rahatlayacağımız henüz meçhul ama arada tek tük takip ettiğim, beğendiğim şeyleri paylaşmayınca hem kendime hem de size ayıp etmiş gibi hissediyorum; bu nedenle kısa kısa birkaç şey verelim.

  • Cuma akşamı Taksim Haymatlos'ta Jülide Özçelik konseri var. Kendisi Bilgi Caz mezunu, 2008'de ise Jazz İstanbul isimli bir albüm çıkarttı; ağırlıklı olarak Türk kültüründen şarkıları caz standartlarına göre yorumlayan bu güzel sesli ablamızın konserinin bilet fiyatları 10 TL; gidilip görülebilecek bir şey, detaylar Facebook'ta.
  • Cumartesi sabahı ise Cevahir AVM Kahve Dünyası'nda Kariyer Kahvesi buluşması var. Bu hafta gerçekleşecek olan buluşmanın önemi ise, alanının duayenlerinden Uğur Özmen'i misafir etmesi, dolayısıyla bir şekilde katılmak lazım.
  • Haberini aldığıma en çok sevindiğim şeylerden biri ise biraz alakasız oldu: 23 Aralık'ta Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall'da bir Chopin gecesi düzenlenecek. 2010'un, Chopin'in 200. doğum yıldönümü olduğu için pek çok etkinliğin sahneleneceği özel bir sene olması bekleniyor. 23 Aralık'ta ise bu seneyi karşılama niyetiyle bir konser düzenlenecek, yine Polonya'dan Szczepan Konczal, Chopin eserlerini çalacak. Öğrenciye 5 TL olan bu konseri kaçırmamakta fayda var.
Şimdilik bu kadar, daha renkli içerikleri de denk geldikçe sunacağım ama biraz izninizi istiyorum mecburen. 

Yeni Vodafone Şafak Sezer Reklamları

Vodafone'un Tugay ve Hakkı Devrim'li reklamlarının üzerine yayınladığı reklamlar şahane. Şafak Sezer çıkıyor, bu iki karakteri canlandırarak geyiğin belini kırıyor. Çok çok eğlenceli değil; ama fikir şahane bence. Reklam etkisi olarak nasıl sonuçlanacak merak içindeyim aslında; sonuçları öğrenebilsek güzel olurdu.


Ali Sabancı versiyonu da lazım aslında.







Mercedes Sosa

Sevdiğimiz şeyler serisinden devam ediyoruz.





Whatever Works

Love, despite what they tell you, does not conquer all. Nor does it even usually last.
In the end, the romantic aspirations of our youth are reduced to whatever works...




Henüz seyretmedim filmi ama söz güzel oldukça.


Des Armes

Esti birden, koymadan edemezdim. Ben olsam çevirisine bakardım.


Des armes, des chouettes, des brillantes
Des qu'il faut nettoyer souvent pour le plaisir
Et qu'il faut carresser comme pour le plaisir
L'autre, celui qui fait rêver les communiantes
Des armes bleues comme la terre
Des qu'il faut se garder au chaud au fond de l'âme
Dans les yeux, dans le coeur, dans les bras d'une femme
Qu'on garde au fond de soi comme on garde un mystère
Des armes au secret des jours
Sous l'herbe, dans le ciel et puis dans l'écriture
des qui vous font rêver très tard dans les lectures
et qui mettent la poésie dans les discours
des armes, des armes, des armes
Et des poètes de service à la gâchette
Pour mettre le feu aux dernières cigarettes
Au bout d'un vers français... brillant comme une larme
des armes, des armes... des armes...


Bu Sefer Olsun


Fena olmazdı yahu bu sefer değişik bir sonuçla karşılaşsak.


Yeni Nesil "Vakit": Taraf

Neler olduğunu hatırlıyor musunuz? Kısaca özetleyelim.

Geride bıraktığımız hafta içerisinde, Taraf gazetesi sansasyonel haberlerinden bir tanesine daha imza attı. Bu habere göre, geçtiğimiz aylarda helikopteri kötü hava koşulları altında dağa çarpan BBP Eski Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nu NTV öldürmüştü.

Nasıl? Telefon açarak. Taraf'ın iddiasına göre helikopter havadayken, saat 14.34'ten itibaren helikopterde bulunan insanlar 295 defa aranmıştı. Helikoptere de önceden çip takıldığı için bu aramalar manyetik alan yaratmış, cihazları bozarak pilotu yanıltmıştı.

Bu habere NTV'nin kayıtsız kalması beklenemezdi elbette. Aklıma gelen en önemli alıntılardan birini Mirgün Cabas, Yazı İşleri programında yaptı: "Bu haberin içinde belgeler, uzman görüşleri gibi unsurlar var ama temel bir şey eksik; akıl yok"

Olay böyle kapanmadı elbette, Taraf iddialarına devam ederken Ahmet Altan da bir yazı patlattı. "NTV ve gazetecilik" adlı yazının sonuna bakalım: "Ya savcının elindeki resmî telefon kayıtları hatalı ve biri savcıyı şaşırtıp soruşturmayı yanlış yönlendiriyor. Ya da “biz aradık” diye canlı yayında itiraf ettiklerine göre NTV’den birileri o helikopterin düşeceğini, daha düşmeden önce biliyordu. Hangisi?"



Çözüm

NTV, hizmet aldığı telekomünikasyon kuruluşundan aramaların dökümünü çıkartıp internet sitesinde yayınladı. Hazır mısınız? Taraf'ın baktığı saatler ile NTV'nin saatleri arasında 2 saatlik bir fark vardı. GMT saat düzenlemesini hesaba katmayan (bilerek mi acaba?) Taraf, NTV'nin helikopter düşmeden önce aramalar yaptığını iddia etmişti. Oysa bütün aramalar helikopter düştükten sonra yapılmıştı. NTV'nin bunun üzerine Taraf ile dalga geçtiğini söylesem şaşırmazsınız herhalde. Ertesi gün de Taraf, manşetten geçen bir özür ile hatasını kabul etti; ama ne kadar samimiydiler bilemiyorum.

Yeni Nesil "Vakit"

Bu habere bir de şu açıdan bakalım. Vakit gazetesinin "İşte o üyeler" manşetini ve orada bahsi geçen üyelere daha sonra saldırı düzenlenmesini hatırlayan var mı? O haber ile Taraf'ın yaptığı haberi yan yana koyup düşünün. BBP gibi sağı solu belli olmayan bir kitleye NTV'yi açık bir hedef olarak göstermek, tehlikeli şeylere yol açmaz mı? Herhangi bir saldırı olduğu zaman Taraf bunun sorumluluğunu alacak mı? Hiç sanmıyorum. Buna hatalı haber adı verebilir miyiz? Açıkçası ona da pek inanmıyorum, çünkü tavırlarında zerre samimiyet göremiyorum.

Gazetelerden Önce Bloglarda: Kanal-i-zasyon



Kanal-i-zasyon filmi 23 Ekim Cuma tarihinden itibaren sinemalarda gösterime giriyor. Yönetmenliğini, geçmişinde Dikkat Şahan Çıkabilir, Zaga gibi prodüksiyonların yönetmenliği bulunan Alper Mestçi’inin yaptığı; senaryosunu ise Murat Aykul’un yazmış olduğu filmin ilginç bir konusu bulunuyor. Kısaca değinirsek: Bir temizlik şirketine bağlı olarak, bir televizyon kanalının plaza camlarını silen İmdat Bayram (Okan Bayülgen) adlı başrol karakteri, kanalın o anki yöneticisi olan Berk Yalçın (Hakan Yılmaz) tarafından kanal reytinglerini artırmak için kullanılmaktayken filmdeki gelişmeler sonucu kendisini kanalın patronu olarak bulur. Reytingleri artırmak için absürd, çeşit çeşit programlar hazırlayan İmdat, bu programlarıyla Türkiye gündemine oturur.

21 Ekim Perşembe akşamı, İstinye Park’ta filmin resmi galası gerçekleşti. Pek çok ünlü ismin yanı sıra galaya önemli bir medya kanalı mensupları da davet edildi: Bloggerlar. Oldukça başarılı kabul edebileceğimiz bir tanıtım stratejisinin bir parçası olan galanın da gayet başarılı, bir o kadar da kalabalık geçtiğini belirtmek lazım.

Filme bakacak olduğumuzda içerik anlamında yaratıcı ve dolu bir işle karşılaştığımızı söyleyebilirim. Devam eden ana hikayeyi destekleyen televizyon programları binbir çeşit gönderme ve ironiyle dolu. Türk televizyon dünyasını ti ye alan programlar, filmin asıl komedi kısmını oluşturuyor. Hatta işin aslı şu ki, ironi olarak sunulan, dalga geçmek için hazırlanmış olan programlar veya varyasyonlarına önümüzdeki yıllarda rastlasak çok da şaşırmayabilirim. Çoktan tahmin etmiş olacağınız üzere filmin bir mesajı var ve bu mesajı kör gözüne parmak şeklinde olmasa da açık bir şekilde iletiyor seyircilerine bence.

Öte yandan, filmin bazı eksilerinin olduğunu da inkar edemeyiz. Kanal-i-zasyon’un bir komedi filmi olduğunu, çok da ciddiye alınmaması gerektiğini kabul ettik. Türkiye’deki komedi filmi anlayışında “güldürme” kriteri sağlama alındıktan sonra devamı çok da umursanmadığı için açık kalınan noktalara bir kez de burada rastlıyoruz. Diyalogların yetersizliğinden, karakterlerin alabildiğine abartılarak karikatürleştirilmiş olmalarına dek çeşitli problemler var filmde. Genel anlamda çok şey beklemeden gitmek lazım elbette filme; ama bu tip açık noktaların en azından bu sefer kapatılmış olmasını bekliyor insan haliyle.

Okan Bayülgen, naçizane fikrimce oyunculuk anlamında iyi bir iş çıkartmış. Mükemmel bir performans değil, hatta çok kötü oynadığını iddia edenler de olacaktır muhtemelen ama ben kendi adıma beğendim. İtici olabilecek şeyler bence karakterin çok güzel çizilmemiş olmasından kaynaklanmalıydı. Bu noktada şuna da değinelim: Bu film aslında bir Alper Mestçi filmi. Alper Mestçi, Zaga’nın yönetmenlerinden olmasına rağmen bu filmle izleyici algısında önemli bir yer edecek gibi gözükmüyor bence. Okan Bayülgen’in yıllardır medyaya karşı duruşu ve programlarında yer verdiği “Medya Arkası” bölümlerinin üstüne böyle bir film çekmesi, haliyle insanlarda bu filmin her şeyinin Okan Bayülgen’e ait olduğu izlenimini yaratmıştır / yaratacaktır muhtemelen.

Geri kalan oyunculuklar için de benzer şeyleri söylemek mümkün. Geniş bir konuk oyuncu kadrosu olan filmle ilgili başka bir nokta da gözüme çarpmakta: Konuk edilenlerin arasından Zerrin Özer, Erol Büyükburç gibi isimlerin, televizyon sahnesinde yapmış oldukları hareketlere gönderme yapılan sahnelerde, kendileriyle rahat rahat dalga geçmeleri filmden akılda kalan önemli anlar arasında yerini aldı.

Sonuç olarak bakıldığında Türk medyasına güzelinden dokunduran, biraz gülmek, biraz bu dokundurmaları değerlendirmek ve elbette bir “aptal kutusu” eleştirisi seyretmek için tercih edilebilecek güzel bir film olmuş diyebilirim. Elbette eksikler çok, hatta sinemada da bu haftalarda pek çok alternatifinin da bulunduğunu unutmamak lazım; ama Kanal-i-zasyon, konuyla ilgileniyorsanız size eğlenceli 2 saat vaad etmekte.



Kanal-i-zasyon Filmi Galasındayız



Blogçunun dostu BloggerV, bizi mutlu etmeye devam ediyor.

Yukarıda gördüğünüz banner bir yana, sisteme üye olan blogçular, Okan Bayülgen'in başrolünde oynadığı Kanal-i-zasyon filminin galasına davet edildiler.

23 Ekim'de gösterime girecek olan filmin galası 21 Ekim'de yapılacak, heyecan içinde bekliyoruz.

Şikelere Gel

Ekşi ve Paticik'te denk geldim, paylaşmazsam olmaz.


Brezilya'daki Maranhao Bölgesel 2. Ligi'nde şampiyonluk için yarışan iki takımın maçı birbirine yakın saatlerde başlatılıyor.

Şampiyonluk adaylarından Viana'nın maçının 81. dakikasında Viana 2-0 öndeyken, diğer şampiyonluk adayı Moto Club'ın, rakibini 5-1 yendiği öğreniliyor. Bu skora göre Viana'nın şampiyon olabilmesi için bolca gol atması gerekiyor. Viana da çözümü, 9 dakikada 9 gol atarak buluyor.

Goller nasıl mı olmuş? Hemen Youtube'a uzanıyoruz. Gollerin bazıları şaka gibi, hele hele yanlışlıkla kaptıkları topa yaklaşmamak için üstün bir çaba göstermeleri beni benden aldı.




14 Days and Counting


Hiç bu kadar uzun süre açık kalmamıştı bilgisayar, aynı laptopta bir yandan oyun oynayıp bir yandan iş ve ödev hallettiğim de düşünülecek olursa şu anda sürünmem lazım ama ilginç bir şekilde hala dayanıyor kendisi.

Vaio :>

Yasal Bir Hak: İnternet


Yok ya seslerini duyar gibiyim.

Finlandiya'da, internet erişiminin her vatandaşın yasal bir hakkı olduğu hakkında yeni bir karar çıktı. Kararın detaylarını buradan da okuyabilirsiniz. Buna göre önümüzdeki Temmuz'dan itibaren bütün internet servis sağlayıcılarının, ülkede yaşayan 5.2 milyon kişiye en az 1Mbit'lik bağlantı temin etme zorunluluğu getirildi.
"We think it's something you cannot live without in modern society. Like banking services or water or electricity, you need Internet connection."

Bunun bırakın Türkiye'yi, dünyanın geri kalanı için bile oldukça ilerici, yol gösterici bir karar olduğu düşünülecek olduğunda, bizim böyle bir kararı görebilmemiz için oldukça uzun yıllar geçmesinin gerekeceği çıkarımını yapmak pek de zor olmaz.

p.s: Görsel deviantarttan geliyor.

Yılmaz Özdil'e Sevgiler

Tamam 3. sayfa yazarı oldun, çok güzel. Tamam, bazen gerçekten çok yerinde dokunuşlarla çok güzel yazılar yazıyorsun, buna da kabul.

Bu ne arkadaş:


http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/12694213.asp?yazarid=249&gid=61


1959, AB’ye başvurduk.

1960

1961

1962

1963

1964

1965

1966

1967

1968

1969

1970

1971

1972

1973

1974

1975

1976

1977

1978

1979

1980

1981

1982

1983

1984

1985

1986

1987

1988

1989

1990

1991

1992

1993

1994

1995

1996

1997

1998

1999

2000

2001

2002

2003

2004

2005

2006

2007

2008

2009, Suriye’ye vizesiz gideceğiz.

*


Az zamanda büyük işler başardık.


Bundan iyisi Şam’da kayısı.



Make it Fun

İlginç bir şey oldu bu reklamı seyrederken.

Tribal DDB, "The Fun Theory" diye gayet basit bir fikri, orijinal bir yöntemle kullanmış. Reklamın bütün ara yazılarında "Volkswagen fontları bunlar, reklamın alakası yok ki." diye düşünürken reklam sonunda gerçekten de Volkswagen reklamı olduğunu fark ettim, ilginç oldu.


Oynatalım uğurcum:




Eylül 2009'dan Reklamlar

Ads of the World, Eylül ayı için sitesinde yayınlanmış reklamlar arasından en başarılı bulduklarını seçti. Listenin tamamına linkten ulaşmak mümkün, yok üşeniyorsanız da televizyon reklamlarından bir iki tanesine yer vereyim diyorum.

Geçtiğimiz haftalarda pek çok yerde karşımıza çıkan DHL basılı mecra reklamını da paylaşıyorum, ben çok beğendim.




Bugs reklamı da oldukça agresif olmuş, altın ödülü almasına biraz da şaşırdım açıkçası.




"Olimpiyatları Kaçırdım Ama Nobel Benim"


Böyle bir söz söylemedi tabi de, bendeki ilk izlenim budur bu olayla ilgili. Duymayanlar için geliyor:

Aman Obama, Canım Obama




Görsel, geçen sene Nobel Ekonomi Ödülü'nü alan Paul Krugman'dan geliyor.

Barkod İcat Olmuş



Google da anasayfada yer vermiş; hala görmediyseniz bir göz atın.

Olmuş mu? Bu sefer olmamış bence ya.

Boğaziçi Efsaneleri Devam Ediyor


Bazı konulardaki sinirimi ve işin trajikomikliğini içime atmak ya da birkaç kişiyle paylaşmak yerine buraya yazmanın daha mantıklı olacağına karar verdim. Okumaya gelmek isteyenlere de "gelmeyin" uyarısı olur hali hazırda.

İki hikayem var size.

1-) Ortalama her sene 40 - 45 kişinin ders aldığı bir departmanda araştırma görevlisi ya da bölüm kurulu görevlilerinden birisiniz. Bu kadar insanın bölüm derslerini iki ayrı sectiona bölmeye karar veriyorsunuz, sorun yok. Diyorsunuz ki "yığılma olmasın, bölüm derslerini alanlar ya tamamını ilk sectiondan, ya da ikinci sectiondan alsınlar". Fikir olarak ne kadar güzel değil mi?

Tarih, "süper fikir" denilip de uygulamada sıçan pek çok zihin aktivitesiyle yeterince dolu, bir tane de siz eklemeyin ne olur. Boğaziçi'nin çılgın kayıt sisteminde 10 saniye geç girince 200 kişinin gerisine düştüğünüz için, herkes de kendisine en çok uyan sectiondan ders almaya çalıştığı için kimse istediğini alamıyor. "Ders programı boş kalmasın" diye, bir sectiondan alamadığı dersleri diğer sectiondan alıyor insanlar. Böylece benim 3 dersimden ikisi 1. section, 1 tanesi 2. sectiondan oluyor ve "uzatma" görevlilerinden şöyle bir yanıt alıyorum: "Sen uzatıyorsun değil mi, gelecek sene alsana bu dersi".

Tamam, en iyisini yapmaya çalışıyorlar; ama kayıtların üzerinden neredeyse 2 hafta geçti ve ben hala almam gereken dersi alamadım mesela. Okuldaki 8. dönemim ve her dönem bir problem çıktı, anlayamıyorum artık.

2-) Normalde pek hazzetmediğim, bana karşı da nötr / olumsuz arası hisler besleyen bir eğitim görevlisi var bölümden. Kendisinin verdiği derslerden itinayla kaçıyorum mesela; bu dönem de bölüm seçmeli dersi veriyordu ama onun dersi yerine istemeye istemeye saçma sapan bir ders aldım. Yeri gelmişken sorayım: 4. sınıfa kadar Japon kültürüyle ilgili hiçbir şey yapmayıp, 4. sınıfta "Japanese Culture in Translation" diye seçmeli ders açmanın mantığı nedir. Neden Japon? Neden kültür-spesifik bir ders? Neden bizim bir noktada bu dersi seçmemiz gerekiyor? Dersi veren hocamız Japon yerine Madagaskar kültüründe uzmanlaşmış olsaydı Madagaskar'ı mı keşfedecektik bir kez daha?

Konuya geri dönelim: Japonlarla pek aşina olmak istemediğime ve diğer dersi veren hocanın bu dersteki performansından oldukça faydalanabileceğimi düşündüm. Sonuçta yazı kabiliyetimi geliştirmeye çalışıyorum, hataları ortadan kaldırmaya çalışıyorum ve yüksek ihtimalle de faydası olacak. Derse giriyorum bugün, hocadan gelen tepki: "Hayrola". Bravo ya. Arada konuşuyoruz, "Senin alttan derslerin var, 4. sınıf olgunluğuna erişmiş (yuh) öğrencilere veriyorum bu dersi sadece ben. İstersen misafir olarak gelebilirsin ama kayıtlı öğrenci olmazsan sevinirim." Kibarca kovulduk yani dersten. a- Hocanın meraklısı değilim. b- Bu dersin yerine alacağım seçmeli bu dersle çakışıyor, misafir öğrenci olamam. c- En önemlisi de, muhtemelen alttan kalan Etimoloji derslerimden ötürü kabul etmiyor dersi almamı. E o zaman sınıfa gelen öğrencileri alttan kalan dersleriyle darlamak yerine çak bir "prerequisite / önkoşul", Etimoloji'den geçemeyenler dersini alamasın. Nedir yani.

Böyle sevgili gençler, içimi döktüm uzun bir yazıyla, çerezlik içeriğe devam tekrardan.

Sosyal Medya'nın Hakimleri: Kadınlar

O kadar çok teknoloji ve internet meraklısı erkek olmasına rağmen; Mashable'ın yazmış olduğu rapora göre sosyal medya sitelerini en çok kadınlar kullanmaktaymış.

Arkadaşlık sitelerini aradan çıkartalım desek de, yine de FriendFeed'de falan da ufak bir üstünlükleri olduğunu göz ardı edemeyiz.

Ayrıca, erkeklere sesleniyorum: http://www.tagged.com

Liste için buyrunuz:




Yes We Créu

Rio, 2016 Olimpiyatları'na evsahipliği yapacak sizin de muhtemelen bir yerlerde okuduğunuz üzere.

En yakın rakipleri Madrid ve Chicago olmasına rağmen, ilk turda Madrid 1. olmasına rağmen olimpiyatları kaptı Rio de Janerio. Madrid ve Chicago'nun oldukça gelişmiş durumda olmaları ve olimpiyatların düzenlendiği şehrin büyük ölçüde kalkındığı gerçeklerini göz önünde bulundurursak; aslında Rio'nun kazanması olacak en mantıklı şeydi. O açıdan sevinçliyiz.

Brezilyalılar da bununla ilgili çok hoş bir şey hazırlamış, bakmakta fayda var:




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...