İyi Bayramlar!


Herkese iyi bayramlar, umarım dilediğiniz gibi olur her şey.


1 hafta İstanbul dışındayım, burayı boşlayacağım biraz, korkmayınız.

4 sene öncesinden de bir bayram sabahı fotoğrafı ekleyelim ahah.


UEFA Finali Biletleri Satışta!

Şükrü Saraçoğlu'nda 20 Mayıs'ta gerçekleşecek olan UEFA kupası finalinin biletleri www.tff.org adresinden satışa sunuldu.

Bilet fiyatları şöyle:

Kategori 1: 130 Euro
Kategori 2: 100 Euro
Kategori 3: 75 Euro


Bilet satış sistemi de şöyle olacak: tff.org'dan bilet almak için başvuru yapıyorsunuz (hizmet bedeli 15 euro); daha sonra bu başvurunuz teyit ediliyor ve başvuran sayısı bilet sayısından fazla olursa 29 Ocak'ta çekiliş yapılıyor. Bu arada biletler için son başvuru tarihi 23 Ocak, 12.00.

Bu vesileyle, Galatasaray'ın final oynaması için duyduğumuz arzuyu bir kez daha dile getirelim.

Güle Güle Honda, ve Button?


Motorlu araç piyasasının devlerinden olan Honda, Formula 1 2009 sezonunda yer almayacağını açıkladı. Ayrıca bu sezonda Formula 1'de yarışan takımlara motor desteği vermeyeceğini de belirten Honda yönetimi, Formula 1 takımını önümüzdeki haftalarda satın alan çıkmazsa takımı kapatacaklarını açıkladı.


Honda, her ne kadar Formula 1'de pek başarılı bir takım olmasa da mali açıdan şampiyonanın en güçlü takımlarından biri. Onun çekilmesi bir domino etkisi yaratır mı bilemiyorum ama pek çok insan böyle bir ihtimalden korkuyor şu anda. Bense en çok, bir türlü istediği fırsatı yakalamayan gönlümün favorisi Jenson Button'ın ne olacağını merak ediyorum. Honda takımı kapanırsa ve yeni bir takımla anlaşamazsa 2009'u pas geçecek, ki ondan sonra F1'e dönmesinin çok da anlamı olmayabilir.

Hertha Berlin - Galatasaray

Hertha Berlin – Galatasaray, UEFA Kupası maçı dakikalar önce sona erdi. Milan Baros’un 69. dakikada penaltıdan attığı golle birlikte Galatasaray grupta 9 puana sahip oldu ve gruptan çıkmayı garantiledi. Gruptan birinci olarak çıkma ihtimali de yüksek, ve bu büyük bir avantaj çünkü grup birincileri, grup üçüncüleriyle eşleşiyor UEFA’da.




Açıkçası Galatasaray’ın bu sezonki futbol anlayışına göre ilginç kaçan bir maç seyrettik. Öncelikle şunu belirtmek gerekir, kesinlikle kötü bir oyun sergilemedi Galatasaray; ama Skibbe'nin oturtmaya çalıştığı sistem ile çok çelişti takımın bu akşamki futbolu, özellikle de ilk yarısında. Hatırlayalım, Skibbe ağırlıklı olarak yerden ve kısa paslarla organize bir şekilde ilerleyen bir futbol anlayışını yerleştirmeye çalıştı Galatasaray’a geldiği günden beri. Zaten takımın büyük beğeni kazanan Olympiakos ve Benfica maçlarını da seyredecek olursanız bu futbolun izlerine çok rahat bir şekilde rastlarsınız.

Bu akşamki maçın ilk yarısında ise, daima havadan orta mesafeli paslar ile Berlin ceza sahasına yaklaşmayı denedi Galatasaray. Doğrudur, belli bir noktaya kadar işe yaradı bu; ama Skibbe’nin böyle bir oyun anlayışını tercih edeceğine hiç inanmıyorum açıkçası. İkinci olarak da, ceza sahasına girmekten çekinen bir takım seyrettik maç boyunca. Her ne kadar ikinci yarıda bu sistemden vazgeçilse de, ilk yarı boyunca defalarca ceza sahası dışından çekilen şutlar seyrettik. Bu şutlar kötü değildi elbette (Sabri bütün hayatı boyunca bir istisna olarak kalacak.), keşke Lincoln’ün şutlarından biri gol olsaydı da bahsetmeye bile gerek duymasaydım; ama öyle olmadı ne yazık ki. Pek çok defa ceza sahasına girmek yerine kalecide ya da Alpler’de son bulan şutlar seyrettik. İkinci yarıda yere daha fazla yaklaşan Galatasaray, uzun bir süre Hertha Berlin’i kontrolü altında tuttu, penaltıdan gelmiş bile olsa golü de hak etti.

İkinci yarının ilerleyen dakikaları Galatasaray için bir korku filmi gibiydi. Mağlubiyet ile auf wiedersen’in aynı anlama geldiği Hertha Berlin’in baskısı ve ataklarına karşılık alınan önlemler açıkçası hiç de tatmin edici değildi. 1-0’ın yeterli olacağı maçta inatla rakip kaleyi zorlamak isteyen Skibbe’nin Sabri yerine Emre Güngör’ü, Baros yerine Nonda’yı alarak aslında savunmaya pek de takviye yapmaması, Berlin’in ataklarının yoğunlaşmasına sebep oldu sadece. Neyse ki, bir kaza olmadan maç sona erdi; ama eminim ki Berlin’in 20 dakikası daha olsaydı Galatasaray’ın maçı kazanma şansı sıfıra inerdi.

Galatasaray’ın 3 yabancısı, Kewell – Baros - Lincoln, hala önceki UEFA maçları günlerini aratsalar da başarılı bir performans sergilediler. Özellikle de normal şartlar altında yerden kalkmayan, koşmak nedir bilmeyen Lincoln, kaptan olarak çıktığı bu maçta, takımına galibiyeti getirmek için büyük çaba sarf etti. Sakatlıktan çıkan isimler Barış Özbek ve Mehmet Topal’ın takıma uyum sağlamak adına kat edecekleri yol var hala. Özellikle de Barış Özbek, maç boyu sergilediği inişli çıkışlı performansıyla sürekli korkuttu bizi, biraz daha zaman gerekiyor kesinlikle. Servet’in de elmacık kemiğinin kırılmasından sonra artık o kadar cesur oynamadığını fark etmek zor değil. Metalist maçında yaptığı hatanın özrü olamaz elbette bu; ama eski performansını beklememek gerekiyor tahminimce en azından bir süre. Sabri içinse söyleyecek söz bulamıyorum.

Melih Gökçek Tarzı Siyaset

Sadece son 1 yılda bile pek çok efsane söze imza atan Melih Gökçek, gene bombayı patlattı.


''Türkiye'de maalesef bir takım kişiler kahramanlığa soyunuyor. Kılıçdaroğlu şu gördüğünüz balon gibi. Kaçıyor... İnşallah karşı karşıya geldiğimizde elimdeki balon gibi patlacağım onu''


Kendisinin Kemal Kılıçdaroğlu'yla yapacağı düelloyla ilgili söylediği söz bu. Fark ettiyseniz "elimdeki balon" diyor Melih Gökçek. Bu hareketin üzerine de yakasındaki rozetin iğnesini çıkartıp balonu patlatıyor, sonra da dünyaca ünlü Melih Gökçek sırıtışını sergiliyor.

AKP, Ankara Büyükşehir Belediyesi için, bir kez daha Melih Gökçek'i düşünüyor. Helal olsun diyoruz.

LastFM Best of 2008

Last.FM, 2008'de en çok dinlenen grup/albüm/şarkıları yayınlamış, iyi de etmiş. Listede sadece bu yıl albümü yayınlanan isimlere yer vermişler, bu yüzden de belli isimler (mesela Coldplay, ele geçirmiş 3 listeyi de) domine etmişler listeyi.



Albümler listesinde indie dominasyonu var açık bir şekilde; ama üst sıralarda daha çok mainstream gruplar yer almışlar. 4. sırada yer alan Nine Inch Nails dikkat çekiyor Ghosts I-IV albümüyle. Üçüncü sırada Portishead var, ki açıkçası biraz da şaşırdım bu kadar dinlenmelerine. Bu senenin adı sürekli geçen isimlerinden MGMT de 2. sırada, hala dinlememiş olmaktan utanıyorum. Birinci sıra belli zaten: Viva la Vida

Şarkılarda da ilk 10'un 6'sında Coldplay, 3'ünde MGMT yer alıyor zaten; listeye girmeyi başarabilen tek isimi de hepimiz tanıyoruz artık: Katy Perry - I Kissed a Girl


Son olarak da gruplar: Listede ağırlıklı olarak pek de mainstream olmayan grupları görüyoruz (ya da ben piyasadan tamamen koptum) The Last Shadow Puppets, Foals, Bon Iver, Fleet Foxes falan diye gidiyor liste. Birinci sırada MGMT'nin olmasına şaşırmasam da, listede Coldplay'i görememek ilginç oldu. The Ting Tings ve The Last Shadow Puppets göz atılmayı hak ediyorlar bu arada.

...Ve 20 biter

Doğumgünü, yılbaşı gibi olayların saçmalığına inanan bir insan olmadım hiçbir zaman. Çok büyük anlam da yüklemedim elbette; daima bir araya gelmek için bir bahane, bir eğlence oldular. İnşallah bundan sonra da öyle olacaklar, olsunlar zaten; çünkü kim ne düşünürse düşünsün egosuna düşkün bir insanım ben. Sevgiler^^



20 bitti bu arada, şaka gibi. 10 sene önceki doğumgünü kutlamamı da, aldığım hediyeyi de (üzerinde dalmaçya köpekleri olan bir bornozdu), bütün dershaneye anons edilen doğumgününü de, 5 yaşında diskoya gidip 2 yudum biraya sarhoş oluşumu da hatırlıyorum. İstediğim kadar dolu olmamış olabilir belki ama, her yılından, her gününden memnunum arkadaş.

İyi ki varsınız bu arada.

Görsel: Birthday Surprise by Tattered Dreams

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...