Duman vs NR1 Round II

Duman grubunun eski plak şirketi NR1, Duman'ın Rock'n Coke'ta verdiği konseri cd ve dvd formatlarında yayınlayacak önümüzdeki günlerde.



Okey, ama mesele şu:

1-) NR1 ile Duman'ın arasındaki anlaşma olaylı bir şekilde sona ermişti.
2-) Bunun üzerine NR1, Duman'ın "En Güzel Günüm Gecem" Best of albümünü yayınlamıştı. (Başar Başaran'a teşekkürler düzeltme için)

Hayrettir ki, olay burada sona ermedi, bakınız:

- Duman'ın Aralık-Ocak ayları içinde yeni albümü çıkacak başka bir plak şirketinden.
- İlginçtir ki tam da bu döneme denk gelecek şekilde Aralık ayının başında NR1, bu "Rock'n Coke Konseri" adlı albümü yayınlayacak.

Tamamen ticari olduğu apaçık da, hala bir intikam mevzusu mu var; onu da öğrenmek lazım aslında. (Blog'a Duman da yazdım ya, beni kimse tutamaz artık.)

Expositions #2

Keşfettiğim, sevdiğim parçaları aktarmaya çalıştığım Expositions konseptinin ikincisinde de 4 tane parça bulunuyor.

You can't hide from the truth,
cause the truth is all there is





İlk sırada yer alan parça, Handsome Boy Modeling School ile Roisin Murphy işbirliğinden doğan, The Truth. Roisin Murphy ne yapsa yeriz kıvamında bir insan olduğum için, bu parça yakın zamandaki favorim olarak yer alıyor. Bir yandan jazz havası, diğer yanda hip-hop vokalleri ile; muhteşem bir işbirliği olmuş. Handsome Boy Modeling School biraz garip bir grup, herkese tavsiye edemiyorum o yüzden.

Sonrasında, neredeyse herkesin bildiği bir parçanın remixi bulunuyor. Shirley Bassey'den Where Do I Begin'i, Away Team remikslemiş, çok da güzel bir yorum ortaya çıkmış.

Playlistte yer alan son parça da, dolaylı yoldan çoğu insanın bildiği bir gruba ait. RJD2, Levi's Moonbathe reklamında yer alan parçayı yapmış olan grup. Bundan öte çok daha güzel parçaları da bulunuyor elbette, Smoke & Mirrors da bunlardan biri.

Son olarak da Jazzelicious'un Nu-Jazz Sessions albümünden keşfetmiş olduğum bir parça var: Inspiraçao. Açıkçası parçanın sahibi Jazzelicious mu yoksa Praful mu henüz çözebilmiş değilim; bu parçanın çok güzel olduğu gerçeğini de değiştirmiyor zaten.

Interpreting: Zafer

Bir alttaki başlığı okuyunuz öncelikle.


Bu sabah, Conrad'dan yabancı iş adamını aldık, benim bir yandan bastırmaya çalıştığım korkumla birlikte Kocaeli'ne geçtik. Sonrasında da Tünel'deki İETT binasında bir görüşme yaptık falan.

Tek kelimeyle anlatacak olursam: İ-NA-NIL-MAZ-DI.



Kendimden böyle bir performans hayatta beklemezdim açıkçası, sonradan değerlendirince nasıl bu kadar iyi bir iş çıkarttım ben bile anlayamıyorum. Sonrasında kartını bile verdi adam, "Telefonunu yolla, tekrar geldiğimde arayacağım." diye, bu da apayrı bir güzellik oldu.

Günle ilgili iki tane enstantene anlatayım kısaca.

Öncelikle, Kocaeli toplantısında günün en efsane olayına imza attım. İş adamını Türkçe'ye, Türkleri de İngilizce'ye çevirirken; Türklerden biri toplantı sonunda "Thank you for visiting us." gibi bir cümle söyledi. Nasıl bir konsantrasyon söz konusuysa artık orada, ben de iş adamına dönüp "Ziyaretiniz için teşekkürler" dedim Türkçe. İnanılmazdı.

İkincisi de, YANLIŞLIKLA iş bağlamam oldu. Bahsi geçen iş adamının eşinin Türk olduğunu konuşmuştuk daha önce. İETT görüşmesinde de toplantının hiçbir şekilde verimli geçmediği bir anda, istemsiz bir şekilde "Kendisinin de eşi Türk zaten" diye bir cümle kurdum; İETT'deki görevlinin, yemin ediyorum, gözleri parladı. Eşi ile bu görevli aynı şehirdenmiş üstelik, önce memleket muhabbeti; ondan sonra da BACANAK MUHABBETİ yaptı görevli. Ve ondan sonra adam akıllı iş konuşmaya başladılar.

Sonuç olarak, geriye dönüp baktığımda kendi hayatımdaki dönüm noktalarından biri olarak alacağım sanırım bugünkü işi. Hem kariyer belirleme konusunda yaptığı etkiden dolayı, hem de gerçekten bu işi yapabileceğime dair bana güven verdiği için.

Interpreting: Korku


Yarın sabah, hayatımdaki ilk sözlü çeviri işine gideceğim, giderken bir yandan gelecek olan ekibe "hostluk" da edeceğim. Ve korkuyorum. Çeviri üzerine bir kariyer düşünmüyorum elbette ama bana verilen işi hakkıyla yapmayı da tercih ederim daima, ve bunu elime yüzüme bulaştırma ihtimalimin yüksek olduğunu fark etmek rahatsız ediyor şiddetle.

Wish me luck.

Görsel: Chaos by L-Nay


Blues Havaları: İstanbul Konseri

Gün içinde verilen ani bir kararla Efes Pilsen Blues Festival’e giden bir insan nelerle karşılaşabilir?

Açıkçası, John Lee Hooker Jr. dışındaki sanatçıların isimlerini bile duymamıştım daha önce (ki eklemeliyim, Blues’la da pek alakam yoktur); ama bir önceki seneden kalan tecrübem bana kötü bir şeyle karşılaşmayacağımı temin ediyordu. Blues Festival’in geleneği haline gelmiştir artık; sizi gittiğinize pişman edecek bir sanatçı getirmezler; bundan önce de öyle olmadı, bundan sonra da öyle olmayacaktır diye tahmin ediyorum.

Watermelon Slim, tek başına çıktığı sahnede teknik olarak oldukça başarılı bir performans sergiledi. Öte yandan hem yavaş bir performans olduğu için, hem de tek başına olduğu için seyrederken çok da zevk vermedi açıkçası. Yeteneğine saygım sonsuz, sahnesine de hakim bir insan; ama yaptığı müzik ile benim beklentilerim pek uyuşmadı açıkçası.

Sharrie Williams, seyirciyi kıvama getiren isim olarak geceye adını yazdırdı. Kendisinden önce orkestrasını yollayan sanatçının ekibi de inanılmazdı zaten. Kendisi çıkana kadar seyirciyi hazırladılar, şovlarını yaptılar, sonrasında da Sharrie Williams’ın performansını taçlandırdılar. Williams’ın doğaçlama yazdığı sözler de gecenin efsaneleri arasına girebilirdi. Bu zamana kadar konseri balkondan seyreden (bundan da memnun olan) bizler de aşağıya gidip Blues havasına katıldık.




John Lee Hooker Jr. tam bir efsane. Bunu babasından aldığı genlerine mi bağlamak gerekiyor bilemiyorum; ama adamın seyirciyi resmen kendisine bağladığına şahit oldum. Biz de bu sırada en öne geçmiştik ve ben gözlerimi kendisinden alamadım konser boyunca. Onun da çok başarılı bir orkestrası var; ama orkestrasıyla ilgilenmeye fırsat bulamıyorsunuz, çünkü Mr. Hooker bütün sahneyi domine ediyor. Seyirciyle olan kesilmeyen ilişkisi, göğüs kası hareketleri (Heteroseksüel bir erkek olarak hasta olduğumu inkar etmeyeceğim), sahne duruşu derken hepimizi hayran bıraktı kendisine.

Bu arada, salondaki Blues havasından bahsetmemek de olmaz. Normal şartlar altında konserleri işgal eden orta yaş üstü kitleyi pek de seven bir insan değilim. Bunda bahsi geçen kesimin konserlerdeki yersiz davranışlarının da etkisi var. Öte yandan, Blues Festival söz konusu olduğu zaman durum tamamen değişiyor. Nitekim, Cuma akşamı bunu görmek de mümkündü. Neredeyse yarı yarıya gibi bir oranla, 18 – 25 ve 40 – 50 yaş gruplarına bölünmüştü seyirci, ve iki yaş grubundaki insanların da neredeyse tamamının dans ettiğini, Blues havasını yakaladığını gözlemlemek mümkündü. Hatta John Lee Hooker Jr. sahnedeyken az ilerimizde yaşları en az 65 olan iki tane dede de genç kızların (hatta bir ara Mr. Hooker’ın da) ilgi odağı olmuşlardı.


Konser sonrasında, organizasyon ekibinin davetiyle (thanks to Bümk) After Party’e geçtik. Kemancı’da gerçekleşen bu olay bir partiden ziyade sanatçıların konser sonrası toplaşması niteliği taşısa da, geceye muhteşem bir son oldu. Sharrie Williams ve John Lee Hooker Jr.’in orkestra elemanlarından bazıları, sahnedeki Sahte Rakı Blues Band’in elemanlarıyla değişerek çok hoş bir jam session yaptılar. Festival bünyesinde sahneye çıkan isimlerin istisnasız hepsinin oldukça kibar ve muhabbetine doyum olmaz insanlar olduğunu da eklemeliyim son olarak.

Festival’in İstanbul konserleri Cumartesi akşamı itibariyle sona ermiş olsa da, hala gidilecek olan 5 şehir bulunuyor. Blues Festival bence bir kez daha sahne alan sanatçılardan bağımsız olarak çok büyük bir eğlenceye ev sahipliği yaptığını ispatladı.

p.s: İki fotoğraf da 2mp kameralı cep telefonumdan çekildi, ben de inanamıyorum hala.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...