Hertha Berlin - Galatasaray

Hertha Berlin – Galatasaray, UEFA Kupası maçı dakikalar önce sona erdi. Milan Baros’un 69. dakikada penaltıdan attığı golle birlikte Galatasaray grupta 9 puana sahip oldu ve gruptan çıkmayı garantiledi. Gruptan birinci olarak çıkma ihtimali de yüksek, ve bu büyük bir avantaj çünkü grup birincileri, grup üçüncüleriyle eşleşiyor UEFA’da.




Açıkçası Galatasaray’ın bu sezonki futbol anlayışına göre ilginç kaçan bir maç seyrettik. Öncelikle şunu belirtmek gerekir, kesinlikle kötü bir oyun sergilemedi Galatasaray; ama Skibbe'nin oturtmaya çalıştığı sistem ile çok çelişti takımın bu akşamki futbolu, özellikle de ilk yarısında. Hatırlayalım, Skibbe ağırlıklı olarak yerden ve kısa paslarla organize bir şekilde ilerleyen bir futbol anlayışını yerleştirmeye çalıştı Galatasaray’a geldiği günden beri. Zaten takımın büyük beğeni kazanan Olympiakos ve Benfica maçlarını da seyredecek olursanız bu futbolun izlerine çok rahat bir şekilde rastlarsınız.

Bu akşamki maçın ilk yarısında ise, daima havadan orta mesafeli paslar ile Berlin ceza sahasına yaklaşmayı denedi Galatasaray. Doğrudur, belli bir noktaya kadar işe yaradı bu; ama Skibbe’nin böyle bir oyun anlayışını tercih edeceğine hiç inanmıyorum açıkçası. İkinci olarak da, ceza sahasına girmekten çekinen bir takım seyrettik maç boyunca. Her ne kadar ikinci yarıda bu sistemden vazgeçilse de, ilk yarı boyunca defalarca ceza sahası dışından çekilen şutlar seyrettik. Bu şutlar kötü değildi elbette (Sabri bütün hayatı boyunca bir istisna olarak kalacak.), keşke Lincoln’ün şutlarından biri gol olsaydı da bahsetmeye bile gerek duymasaydım; ama öyle olmadı ne yazık ki. Pek çok defa ceza sahasına girmek yerine kalecide ya da Alpler’de son bulan şutlar seyrettik. İkinci yarıda yere daha fazla yaklaşan Galatasaray, uzun bir süre Hertha Berlin’i kontrolü altında tuttu, penaltıdan gelmiş bile olsa golü de hak etti.

İkinci yarının ilerleyen dakikaları Galatasaray için bir korku filmi gibiydi. Mağlubiyet ile auf wiedersen’in aynı anlama geldiği Hertha Berlin’in baskısı ve ataklarına karşılık alınan önlemler açıkçası hiç de tatmin edici değildi. 1-0’ın yeterli olacağı maçta inatla rakip kaleyi zorlamak isteyen Skibbe’nin Sabri yerine Emre Güngör’ü, Baros yerine Nonda’yı alarak aslında savunmaya pek de takviye yapmaması, Berlin’in ataklarının yoğunlaşmasına sebep oldu sadece. Neyse ki, bir kaza olmadan maç sona erdi; ama eminim ki Berlin’in 20 dakikası daha olsaydı Galatasaray’ın maçı kazanma şansı sıfıra inerdi.

Galatasaray’ın 3 yabancısı, Kewell – Baros - Lincoln, hala önceki UEFA maçları günlerini aratsalar da başarılı bir performans sergilediler. Özellikle de normal şartlar altında yerden kalkmayan, koşmak nedir bilmeyen Lincoln, kaptan olarak çıktığı bu maçta, takımına galibiyeti getirmek için büyük çaba sarf etti. Sakatlıktan çıkan isimler Barış Özbek ve Mehmet Topal’ın takıma uyum sağlamak adına kat edecekleri yol var hala. Özellikle de Barış Özbek, maç boyu sergilediği inişli çıkışlı performansıyla sürekli korkuttu bizi, biraz daha zaman gerekiyor kesinlikle. Servet’in de elmacık kemiğinin kırılmasından sonra artık o kadar cesur oynamadığını fark etmek zor değil. Metalist maçında yaptığı hatanın özrü olamaz elbette bu; ama eski performansını beklememek gerekiyor tahminimce en azından bir süre. Sabri içinse söyleyecek söz bulamıyorum.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...