Blues Havaları: İstanbul Konseri

Gün içinde verilen ani bir kararla Efes Pilsen Blues Festival’e giden bir insan nelerle karşılaşabilir?

Açıkçası, John Lee Hooker Jr. dışındaki sanatçıların isimlerini bile duymamıştım daha önce (ki eklemeliyim, Blues’la da pek alakam yoktur); ama bir önceki seneden kalan tecrübem bana kötü bir şeyle karşılaşmayacağımı temin ediyordu. Blues Festival’in geleneği haline gelmiştir artık; sizi gittiğinize pişman edecek bir sanatçı getirmezler; bundan önce de öyle olmadı, bundan sonra da öyle olmayacaktır diye tahmin ediyorum.

Watermelon Slim, tek başına çıktığı sahnede teknik olarak oldukça başarılı bir performans sergiledi. Öte yandan hem yavaş bir performans olduğu için, hem de tek başına olduğu için seyrederken çok da zevk vermedi açıkçası. Yeteneğine saygım sonsuz, sahnesine de hakim bir insan; ama yaptığı müzik ile benim beklentilerim pek uyuşmadı açıkçası.

Sharrie Williams, seyirciyi kıvama getiren isim olarak geceye adını yazdırdı. Kendisinden önce orkestrasını yollayan sanatçının ekibi de inanılmazdı zaten. Kendisi çıkana kadar seyirciyi hazırladılar, şovlarını yaptılar, sonrasında da Sharrie Williams’ın performansını taçlandırdılar. Williams’ın doğaçlama yazdığı sözler de gecenin efsaneleri arasına girebilirdi. Bu zamana kadar konseri balkondan seyreden (bundan da memnun olan) bizler de aşağıya gidip Blues havasına katıldık.




John Lee Hooker Jr. tam bir efsane. Bunu babasından aldığı genlerine mi bağlamak gerekiyor bilemiyorum; ama adamın seyirciyi resmen kendisine bağladığına şahit oldum. Biz de bu sırada en öne geçmiştik ve ben gözlerimi kendisinden alamadım konser boyunca. Onun da çok başarılı bir orkestrası var; ama orkestrasıyla ilgilenmeye fırsat bulamıyorsunuz, çünkü Mr. Hooker bütün sahneyi domine ediyor. Seyirciyle olan kesilmeyen ilişkisi, göğüs kası hareketleri (Heteroseksüel bir erkek olarak hasta olduğumu inkar etmeyeceğim), sahne duruşu derken hepimizi hayran bıraktı kendisine.

Bu arada, salondaki Blues havasından bahsetmemek de olmaz. Normal şartlar altında konserleri işgal eden orta yaş üstü kitleyi pek de seven bir insan değilim. Bunda bahsi geçen kesimin konserlerdeki yersiz davranışlarının da etkisi var. Öte yandan, Blues Festival söz konusu olduğu zaman durum tamamen değişiyor. Nitekim, Cuma akşamı bunu görmek de mümkündü. Neredeyse yarı yarıya gibi bir oranla, 18 – 25 ve 40 – 50 yaş gruplarına bölünmüştü seyirci, ve iki yaş grubundaki insanların da neredeyse tamamının dans ettiğini, Blues havasını yakaladığını gözlemlemek mümkündü. Hatta John Lee Hooker Jr. sahnedeyken az ilerimizde yaşları en az 65 olan iki tane dede de genç kızların (hatta bir ara Mr. Hooker’ın da) ilgi odağı olmuşlardı.


Konser sonrasında, organizasyon ekibinin davetiyle (thanks to Bümk) After Party’e geçtik. Kemancı’da gerçekleşen bu olay bir partiden ziyade sanatçıların konser sonrası toplaşması niteliği taşısa da, geceye muhteşem bir son oldu. Sharrie Williams ve John Lee Hooker Jr.’in orkestra elemanlarından bazıları, sahnedeki Sahte Rakı Blues Band’in elemanlarıyla değişerek çok hoş bir jam session yaptılar. Festival bünyesinde sahneye çıkan isimlerin istisnasız hepsinin oldukça kibar ve muhabbetine doyum olmaz insanlar olduğunu da eklemeliyim son olarak.

Festival’in İstanbul konserleri Cumartesi akşamı itibariyle sona ermiş olsa da, hala gidilecek olan 5 şehir bulunuyor. Blues Festival bence bir kez daha sahne alan sanatçılardan bağımsız olarak çok büyük bir eğlenceye ev sahipliği yaptığını ispatladı.

p.s: İki fotoğraf da 2mp kameralı cep telefonumdan çekildi, ben de inanamıyorum hala.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...