A taste of things to come: 2009


Happy new year everyone, best wishes...


X-Men Origins: Wolverine




Very nice trailer from the movie, X-Men Origins: Wolverine. Can't wait to see it.

TRT 6


The news in Radikal stating that Erdoğan will say "TRT Şeş bi xwêr be" is particularly noteworthy of attention. Though most people from both sides disagree with this new channel; I still think this is at least the beginning we need. Now everyone wonders what will happen with the banned Kurdish songs and words etc.


Journal #1

Hi,


- First things first, I got BA from my Economics & Business Translation course. This is exceptional, since I guess very few people got BA.

- Then, I attended a meeting I was invited by the Kellogg School of Management. The meeting was at Deloitte in Maslak Sun Plaza. Well, the meeting and the presentation was quiet nice but it seems that if you can't find a scholarship; you will have to pay 45k dollars per year only as a tuition fee. Yea, nobody's a fortuneteller, so better stop making guesses about it.

- Finally, the Oscar goes to: the snow. After days of desperate longing, I have finally seen some real snow after a day of sun and wind and rain. It was beautiful once again; and shame that I don't have any course tomorrow.

Did you know?



This video was released by Sony BMG at a meeting in Rome this year, as told me by my instructor.

I think most of you already have a general idea of the content of the video, but it's better to be demonstrated by specific numbers.

2008 Latest Edition - Did You Know 3.0 - From Meeting in Rome This Year - Funny videos are here



Yes, English it is.


Time: Top 10 of Everything

Time dergisi, 2009 için, Top 10 of Everything listesi hazırlamış. Tabi bu tarz Top 10 listelerine çok da inanmayan; ama okumadan da geçemeyen birisi olarak ıskalamam imkansızdı. Birkaçına yer verelim:

- Top Performance: Kate Winslet as Hanna Schmitz in The Reader

-
Top Movie: Wall-E

-
Top Song: Kanye West - Love Lockdown

- Top TV Series: The Shield

Alttaki görsel de Top photos of 2008 listesinde ikinci sırada yer alıyor. Olimpiyatlardan bir M




Expositions #5

Bir Expositions konseptiyle daha karşınızdayız. Bu sefer pek bir şey yazmıyoruz, Facing East hariç hepsi çok önceden dinlemiş olduğum parçalar, Eksen severler duymuşlardır diye tahmin ediyorum. Facing East'i bugün keşfettim.






Dance of Bad Angels


God is love, god is love and her lover I'll be Long to lead the world in ecstacy



Lyrics: Dance of Bad Angels - Tim Booth
Görsel: Puppy Love by Aimless Thing

Susam Sokağı


Bugün muhabbeti oldu, ne kadar çok şey öğrendiğimizi, bir de ne kadar çok özlediğimizi fark ettim.



Sesame Street - ABCDEF...Cookie Monster! from Yigit Arda Turkoglu on Vimeo.

04.41: Balıkçılar

Boğaz hattında akşam 10 - 11 gibi balıkçılara rastlayabileceğinizi biliyorsunuzdur herhalde. Daha sıcak havalarda bu bana normal geliyordu elbette ama; bu akşam gördüğüm şeyi aklım almadı. Biraz önce eve dönerken, tam saat olarak da 04.41'de, Kuleli Askeri Lisesi önündeki sahil şeridinde 4 tane balıkçı saydım.



Gece etrafın sakin olmasından kaynaklı daha fazla balık tutulabilir, buna eyvallah da; bir insan evladı, gece 04.41'de balık tutmak için sahile gider mi allahaşkına? Benim aklım şu anda bunu almıyor.

Ağlama Melis!

Melih Gökçek sen neymişsin be.


Kendisinin efsane bir insan olduğuna dair pek çok yorum okumuştum, balon videosuyla birlikte tanışmış da oldum ama bu kadarını gerçekten beklemiyordum.

Yaklaşık 95 dakika süren Melih Gökçek - Kemal Kılıçdaroğlu karşılaşmasında yaklaşık olarak Gökçek 80, Kılıçdaroğlu 15, Uğur Dündar da 10 dakika konuştu diyebiliriz. Bunun üstüne de İbrahim Melih Gökçek, "Beni konuşturmuyorsunuz." diye yakındı ki, gerçekten takdir ettim.

Apaçık elbette, Melih Gökçek'in bütün bunları bilinçli olarak yapıyor, sonuçta böyle tartışabilmek için 7 yaşında birisinin zekasına sahip olmanız gerekir (şüpheliyim gerçi de neyse).

Melih Gökçek bir kez daha Ankara başkan adayı olur mu? Olursa bu halk bu adamı bir kez daha seçer mi? Ben Ankara halkının bu adamı tekrar seçmesi fikrine bile DA-YA-NA-MI-YO-RUM.

Tahmin ediyorum ki, Uğur Dündar'ın da uyarması, hatta yönlendirmesiyle birlikte en azından 2-3 dava açılır Melih Gökçek'e karşı. İnşallah tabi.

Expositions #4

Expositions konseptine devam.




Benimle alakası olan insanların mutlaka duymuş olacağı bir Peter Malick - Norah Jones işbirliği: Deceptively Yours ile başlıyoruz. Tek parçalık şarkıcılar kategorisinde görülen Shivaree'nin aslında pek çok güzel parçası var, I Close My Eyes bunlardan sadece biri. Sonrasında benim ufkumu açan, elektronik müzikle tanıştıran grup Télépopmusik geliyor. En son olarak da yeni keşiflerimden J. Wievz geliyor Worth Light ile.

İyi dinlemeler.

Biletix Forever!

İlk kullanmaya başladığım zamanlardan beri bir antipatim var Biletix'e karşı. "Biz sizi kazıklıyoruz" düşüncesini, insanın gözüne sokmanın mantığı nedir allah aşkına?
Biletix hizmet bedeli Kredi kartı işlem bedeli Taksit yapacaksanız vade farkı Kurye bedeli


Bütün bunlarla 30 YTL olan bir bileti, 50 YTL'ye alabilirsiniz gayet normal bir şekilde. Biletix bunda hiçbir kusur bulmaz; ama bu kadar parayı almasına değecek olan hizmeti de ne yazık ki hiçbir zaman sunmuyor.

Bir kez daha büyük bir maçın biletlerinin satışa sunulacağı bir sabah, bir kez daha siteye girmek imkansız. Ne yaparsanız yapın, "Canlı Etkinlik Bilet Satış İşlemi Başarısız" yazısıyla karşılaşacaksınız; kurtuluşunuz yok. Çok ilginç bir şekilde, yıllardır bu maçların bilet satışıyla Biletix'in diğer biletleri aynı sayfa üzerinden satıldığı için başka herhangi bir etkinliğin biletlerini alamıyorsunuz.

Bravo Biletix, aynen devam. Tekelinize koyayım.


Kimsiniz?

"Every individual is a meeting ground for many different allegiances, and sometimes these loyalties conflict with one another and confront the person who harbors them with difficult choices" - Amin Maalouf

Yalçın Doğan'ın Amin Maalouf röportajı mutlaka okunmalı. Devamında da bazı ünlü isimlerden kendi kimliklerini tanımlamaları istenmiş, ona da göz geçiriniz.


Ben, açıkçası hala tanımlayamıyorum kendimi; Türk ya da Müslüman bir kimliği tanımlamak için çok yetersiz kalıyorlar benim gözümde.

Peki siz, siz kimsiniz?




Expositions #3

1-) Bonobo - Walk In The Sky: Tam bir Future Sound örneği; bugünkü playlistin en güzel parçası
2-) Koop - Koop Island Blues: Caza çalan karmakarışık bir tür, sınıflandırmak kesinlikle gereksiz.
3-) Lemon Jelly - Nice Weather for Ducks: Altyapı süper, tekrarlayan sözler insanı psikopat yapabilir
4-) Inner - Myphilosophy: Yıllar öncesinden bir Radyo Eksen keşfi, Türkiye'de tanındığı kadar dünyada tanınmayan gruplardan biri daha Inner.





Love Boat Captain

First comes love, then comes pain
Let the games begin



Lyrics: Pearl Jam
Görsel: oyun1382 @ deviantart

p.s: Yes, I'm back in business


İyi Bayramlar!


Herkese iyi bayramlar, umarım dilediğiniz gibi olur her şey.


1 hafta İstanbul dışındayım, burayı boşlayacağım biraz, korkmayınız.

4 sene öncesinden de bir bayram sabahı fotoğrafı ekleyelim ahah.


UEFA Finali Biletleri Satışta!

Şükrü Saraçoğlu'nda 20 Mayıs'ta gerçekleşecek olan UEFA kupası finalinin biletleri www.tff.org adresinden satışa sunuldu.

Bilet fiyatları şöyle:

Kategori 1: 130 Euro
Kategori 2: 100 Euro
Kategori 3: 75 Euro


Bilet satış sistemi de şöyle olacak: tff.org'dan bilet almak için başvuru yapıyorsunuz (hizmet bedeli 15 euro); daha sonra bu başvurunuz teyit ediliyor ve başvuran sayısı bilet sayısından fazla olursa 29 Ocak'ta çekiliş yapılıyor. Bu arada biletler için son başvuru tarihi 23 Ocak, 12.00.

Bu vesileyle, Galatasaray'ın final oynaması için duyduğumuz arzuyu bir kez daha dile getirelim.

Güle Güle Honda, ve Button?


Motorlu araç piyasasının devlerinden olan Honda, Formula 1 2009 sezonunda yer almayacağını açıkladı. Ayrıca bu sezonda Formula 1'de yarışan takımlara motor desteği vermeyeceğini de belirten Honda yönetimi, Formula 1 takımını önümüzdeki haftalarda satın alan çıkmazsa takımı kapatacaklarını açıkladı.


Honda, her ne kadar Formula 1'de pek başarılı bir takım olmasa da mali açıdan şampiyonanın en güçlü takımlarından biri. Onun çekilmesi bir domino etkisi yaratır mı bilemiyorum ama pek çok insan böyle bir ihtimalden korkuyor şu anda. Bense en çok, bir türlü istediği fırsatı yakalamayan gönlümün favorisi Jenson Button'ın ne olacağını merak ediyorum. Honda takımı kapanırsa ve yeni bir takımla anlaşamazsa 2009'u pas geçecek, ki ondan sonra F1'e dönmesinin çok da anlamı olmayabilir.

Hertha Berlin - Galatasaray

Hertha Berlin – Galatasaray, UEFA Kupası maçı dakikalar önce sona erdi. Milan Baros’un 69. dakikada penaltıdan attığı golle birlikte Galatasaray grupta 9 puana sahip oldu ve gruptan çıkmayı garantiledi. Gruptan birinci olarak çıkma ihtimali de yüksek, ve bu büyük bir avantaj çünkü grup birincileri, grup üçüncüleriyle eşleşiyor UEFA’da.




Açıkçası Galatasaray’ın bu sezonki futbol anlayışına göre ilginç kaçan bir maç seyrettik. Öncelikle şunu belirtmek gerekir, kesinlikle kötü bir oyun sergilemedi Galatasaray; ama Skibbe'nin oturtmaya çalıştığı sistem ile çok çelişti takımın bu akşamki futbolu, özellikle de ilk yarısında. Hatırlayalım, Skibbe ağırlıklı olarak yerden ve kısa paslarla organize bir şekilde ilerleyen bir futbol anlayışını yerleştirmeye çalıştı Galatasaray’a geldiği günden beri. Zaten takımın büyük beğeni kazanan Olympiakos ve Benfica maçlarını da seyredecek olursanız bu futbolun izlerine çok rahat bir şekilde rastlarsınız.

Bu akşamki maçın ilk yarısında ise, daima havadan orta mesafeli paslar ile Berlin ceza sahasına yaklaşmayı denedi Galatasaray. Doğrudur, belli bir noktaya kadar işe yaradı bu; ama Skibbe’nin böyle bir oyun anlayışını tercih edeceğine hiç inanmıyorum açıkçası. İkinci olarak da, ceza sahasına girmekten çekinen bir takım seyrettik maç boyunca. Her ne kadar ikinci yarıda bu sistemden vazgeçilse de, ilk yarı boyunca defalarca ceza sahası dışından çekilen şutlar seyrettik. Bu şutlar kötü değildi elbette (Sabri bütün hayatı boyunca bir istisna olarak kalacak.), keşke Lincoln’ün şutlarından biri gol olsaydı da bahsetmeye bile gerek duymasaydım; ama öyle olmadı ne yazık ki. Pek çok defa ceza sahasına girmek yerine kalecide ya da Alpler’de son bulan şutlar seyrettik. İkinci yarıda yere daha fazla yaklaşan Galatasaray, uzun bir süre Hertha Berlin’i kontrolü altında tuttu, penaltıdan gelmiş bile olsa golü de hak etti.

İkinci yarının ilerleyen dakikaları Galatasaray için bir korku filmi gibiydi. Mağlubiyet ile auf wiedersen’in aynı anlama geldiği Hertha Berlin’in baskısı ve ataklarına karşılık alınan önlemler açıkçası hiç de tatmin edici değildi. 1-0’ın yeterli olacağı maçta inatla rakip kaleyi zorlamak isteyen Skibbe’nin Sabri yerine Emre Güngör’ü, Baros yerine Nonda’yı alarak aslında savunmaya pek de takviye yapmaması, Berlin’in ataklarının yoğunlaşmasına sebep oldu sadece. Neyse ki, bir kaza olmadan maç sona erdi; ama eminim ki Berlin’in 20 dakikası daha olsaydı Galatasaray’ın maçı kazanma şansı sıfıra inerdi.

Galatasaray’ın 3 yabancısı, Kewell – Baros - Lincoln, hala önceki UEFA maçları günlerini aratsalar da başarılı bir performans sergilediler. Özellikle de normal şartlar altında yerden kalkmayan, koşmak nedir bilmeyen Lincoln, kaptan olarak çıktığı bu maçta, takımına galibiyeti getirmek için büyük çaba sarf etti. Sakatlıktan çıkan isimler Barış Özbek ve Mehmet Topal’ın takıma uyum sağlamak adına kat edecekleri yol var hala. Özellikle de Barış Özbek, maç boyu sergilediği inişli çıkışlı performansıyla sürekli korkuttu bizi, biraz daha zaman gerekiyor kesinlikle. Servet’in de elmacık kemiğinin kırılmasından sonra artık o kadar cesur oynamadığını fark etmek zor değil. Metalist maçında yaptığı hatanın özrü olamaz elbette bu; ama eski performansını beklememek gerekiyor tahminimce en azından bir süre. Sabri içinse söyleyecek söz bulamıyorum.

Melih Gökçek Tarzı Siyaset

Sadece son 1 yılda bile pek çok efsane söze imza atan Melih Gökçek, gene bombayı patlattı.


''Türkiye'de maalesef bir takım kişiler kahramanlığa soyunuyor. Kılıçdaroğlu şu gördüğünüz balon gibi. Kaçıyor... İnşallah karşı karşıya geldiğimizde elimdeki balon gibi patlacağım onu''


Kendisinin Kemal Kılıçdaroğlu'yla yapacağı düelloyla ilgili söylediği söz bu. Fark ettiyseniz "elimdeki balon" diyor Melih Gökçek. Bu hareketin üzerine de yakasındaki rozetin iğnesini çıkartıp balonu patlatıyor, sonra da dünyaca ünlü Melih Gökçek sırıtışını sergiliyor.

AKP, Ankara Büyükşehir Belediyesi için, bir kez daha Melih Gökçek'i düşünüyor. Helal olsun diyoruz.

LastFM Best of 2008

Last.FM, 2008'de en çok dinlenen grup/albüm/şarkıları yayınlamış, iyi de etmiş. Listede sadece bu yıl albümü yayınlanan isimlere yer vermişler, bu yüzden de belli isimler (mesela Coldplay, ele geçirmiş 3 listeyi de) domine etmişler listeyi.



Albümler listesinde indie dominasyonu var açık bir şekilde; ama üst sıralarda daha çok mainstream gruplar yer almışlar. 4. sırada yer alan Nine Inch Nails dikkat çekiyor Ghosts I-IV albümüyle. Üçüncü sırada Portishead var, ki açıkçası biraz da şaşırdım bu kadar dinlenmelerine. Bu senenin adı sürekli geçen isimlerinden MGMT de 2. sırada, hala dinlememiş olmaktan utanıyorum. Birinci sıra belli zaten: Viva la Vida

Şarkılarda da ilk 10'un 6'sında Coldplay, 3'ünde MGMT yer alıyor zaten; listeye girmeyi başarabilen tek isimi de hepimiz tanıyoruz artık: Katy Perry - I Kissed a Girl


Son olarak da gruplar: Listede ağırlıklı olarak pek de mainstream olmayan grupları görüyoruz (ya da ben piyasadan tamamen koptum) The Last Shadow Puppets, Foals, Bon Iver, Fleet Foxes falan diye gidiyor liste. Birinci sırada MGMT'nin olmasına şaşırmasam da, listede Coldplay'i görememek ilginç oldu. The Ting Tings ve The Last Shadow Puppets göz atılmayı hak ediyorlar bu arada.

...Ve 20 biter

Doğumgünü, yılbaşı gibi olayların saçmalığına inanan bir insan olmadım hiçbir zaman. Çok büyük anlam da yüklemedim elbette; daima bir araya gelmek için bir bahane, bir eğlence oldular. İnşallah bundan sonra da öyle olacaklar, olsunlar zaten; çünkü kim ne düşünürse düşünsün egosuna düşkün bir insanım ben. Sevgiler^^



20 bitti bu arada, şaka gibi. 10 sene önceki doğumgünü kutlamamı da, aldığım hediyeyi de (üzerinde dalmaçya köpekleri olan bir bornozdu), bütün dershaneye anons edilen doğumgününü de, 5 yaşında diskoya gidip 2 yudum biraya sarhoş oluşumu da hatırlıyorum. İstediğim kadar dolu olmamış olabilir belki ama, her yılından, her gününden memnunum arkadaş.

İyi ki varsınız bu arada.

Görsel: Birthday Surprise by Tattered Dreams

Duman vs NR1 Round II

Duman grubunun eski plak şirketi NR1, Duman'ın Rock'n Coke'ta verdiği konseri cd ve dvd formatlarında yayınlayacak önümüzdeki günlerde.



Okey, ama mesele şu:

1-) NR1 ile Duman'ın arasındaki anlaşma olaylı bir şekilde sona ermişti.
2-) Bunun üzerine NR1, Duman'ın "En Güzel Günüm Gecem" Best of albümünü yayınlamıştı. (Başar Başaran'a teşekkürler düzeltme için)

Hayrettir ki, olay burada sona ermedi, bakınız:

- Duman'ın Aralık-Ocak ayları içinde yeni albümü çıkacak başka bir plak şirketinden.
- İlginçtir ki tam da bu döneme denk gelecek şekilde Aralık ayının başında NR1, bu "Rock'n Coke Konseri" adlı albümü yayınlayacak.

Tamamen ticari olduğu apaçık da, hala bir intikam mevzusu mu var; onu da öğrenmek lazım aslında. (Blog'a Duman da yazdım ya, beni kimse tutamaz artık.)

Expositions #2

Keşfettiğim, sevdiğim parçaları aktarmaya çalıştığım Expositions konseptinin ikincisinde de 4 tane parça bulunuyor.

You can't hide from the truth,
cause the truth is all there is





İlk sırada yer alan parça, Handsome Boy Modeling School ile Roisin Murphy işbirliğinden doğan, The Truth. Roisin Murphy ne yapsa yeriz kıvamında bir insan olduğum için, bu parça yakın zamandaki favorim olarak yer alıyor. Bir yandan jazz havası, diğer yanda hip-hop vokalleri ile; muhteşem bir işbirliği olmuş. Handsome Boy Modeling School biraz garip bir grup, herkese tavsiye edemiyorum o yüzden.

Sonrasında, neredeyse herkesin bildiği bir parçanın remixi bulunuyor. Shirley Bassey'den Where Do I Begin'i, Away Team remikslemiş, çok da güzel bir yorum ortaya çıkmış.

Playlistte yer alan son parça da, dolaylı yoldan çoğu insanın bildiği bir gruba ait. RJD2, Levi's Moonbathe reklamında yer alan parçayı yapmış olan grup. Bundan öte çok daha güzel parçaları da bulunuyor elbette, Smoke & Mirrors da bunlardan biri.

Son olarak da Jazzelicious'un Nu-Jazz Sessions albümünden keşfetmiş olduğum bir parça var: Inspiraçao. Açıkçası parçanın sahibi Jazzelicious mu yoksa Praful mu henüz çözebilmiş değilim; bu parçanın çok güzel olduğu gerçeğini de değiştirmiyor zaten.

Interpreting: Zafer

Bir alttaki başlığı okuyunuz öncelikle.


Bu sabah, Conrad'dan yabancı iş adamını aldık, benim bir yandan bastırmaya çalıştığım korkumla birlikte Kocaeli'ne geçtik. Sonrasında da Tünel'deki İETT binasında bir görüşme yaptık falan.

Tek kelimeyle anlatacak olursam: İ-NA-NIL-MAZ-DI.



Kendimden böyle bir performans hayatta beklemezdim açıkçası, sonradan değerlendirince nasıl bu kadar iyi bir iş çıkarttım ben bile anlayamıyorum. Sonrasında kartını bile verdi adam, "Telefonunu yolla, tekrar geldiğimde arayacağım." diye, bu da apayrı bir güzellik oldu.

Günle ilgili iki tane enstantene anlatayım kısaca.

Öncelikle, Kocaeli toplantısında günün en efsane olayına imza attım. İş adamını Türkçe'ye, Türkleri de İngilizce'ye çevirirken; Türklerden biri toplantı sonunda "Thank you for visiting us." gibi bir cümle söyledi. Nasıl bir konsantrasyon söz konusuysa artık orada, ben de iş adamına dönüp "Ziyaretiniz için teşekkürler" dedim Türkçe. İnanılmazdı.

İkincisi de, YANLIŞLIKLA iş bağlamam oldu. Bahsi geçen iş adamının eşinin Türk olduğunu konuşmuştuk daha önce. İETT görüşmesinde de toplantının hiçbir şekilde verimli geçmediği bir anda, istemsiz bir şekilde "Kendisinin de eşi Türk zaten" diye bir cümle kurdum; İETT'deki görevlinin, yemin ediyorum, gözleri parladı. Eşi ile bu görevli aynı şehirdenmiş üstelik, önce memleket muhabbeti; ondan sonra da BACANAK MUHABBETİ yaptı görevli. Ve ondan sonra adam akıllı iş konuşmaya başladılar.

Sonuç olarak, geriye dönüp baktığımda kendi hayatımdaki dönüm noktalarından biri olarak alacağım sanırım bugünkü işi. Hem kariyer belirleme konusunda yaptığı etkiden dolayı, hem de gerçekten bu işi yapabileceğime dair bana güven verdiği için.

Interpreting: Korku


Yarın sabah, hayatımdaki ilk sözlü çeviri işine gideceğim, giderken bir yandan gelecek olan ekibe "hostluk" da edeceğim. Ve korkuyorum. Çeviri üzerine bir kariyer düşünmüyorum elbette ama bana verilen işi hakkıyla yapmayı da tercih ederim daima, ve bunu elime yüzüme bulaştırma ihtimalimin yüksek olduğunu fark etmek rahatsız ediyor şiddetle.

Wish me luck.

Görsel: Chaos by L-Nay


Blues Havaları: İstanbul Konseri

Gün içinde verilen ani bir kararla Efes Pilsen Blues Festival’e giden bir insan nelerle karşılaşabilir?

Açıkçası, John Lee Hooker Jr. dışındaki sanatçıların isimlerini bile duymamıştım daha önce (ki eklemeliyim, Blues’la da pek alakam yoktur); ama bir önceki seneden kalan tecrübem bana kötü bir şeyle karşılaşmayacağımı temin ediyordu. Blues Festival’in geleneği haline gelmiştir artık; sizi gittiğinize pişman edecek bir sanatçı getirmezler; bundan önce de öyle olmadı, bundan sonra da öyle olmayacaktır diye tahmin ediyorum.

Watermelon Slim, tek başına çıktığı sahnede teknik olarak oldukça başarılı bir performans sergiledi. Öte yandan hem yavaş bir performans olduğu için, hem de tek başına olduğu için seyrederken çok da zevk vermedi açıkçası. Yeteneğine saygım sonsuz, sahnesine de hakim bir insan; ama yaptığı müzik ile benim beklentilerim pek uyuşmadı açıkçası.

Sharrie Williams, seyirciyi kıvama getiren isim olarak geceye adını yazdırdı. Kendisinden önce orkestrasını yollayan sanatçının ekibi de inanılmazdı zaten. Kendisi çıkana kadar seyirciyi hazırladılar, şovlarını yaptılar, sonrasında da Sharrie Williams’ın performansını taçlandırdılar. Williams’ın doğaçlama yazdığı sözler de gecenin efsaneleri arasına girebilirdi. Bu zamana kadar konseri balkondan seyreden (bundan da memnun olan) bizler de aşağıya gidip Blues havasına katıldık.




John Lee Hooker Jr. tam bir efsane. Bunu babasından aldığı genlerine mi bağlamak gerekiyor bilemiyorum; ama adamın seyirciyi resmen kendisine bağladığına şahit oldum. Biz de bu sırada en öne geçmiştik ve ben gözlerimi kendisinden alamadım konser boyunca. Onun da çok başarılı bir orkestrası var; ama orkestrasıyla ilgilenmeye fırsat bulamıyorsunuz, çünkü Mr. Hooker bütün sahneyi domine ediyor. Seyirciyle olan kesilmeyen ilişkisi, göğüs kası hareketleri (Heteroseksüel bir erkek olarak hasta olduğumu inkar etmeyeceğim), sahne duruşu derken hepimizi hayran bıraktı kendisine.

Bu arada, salondaki Blues havasından bahsetmemek de olmaz. Normal şartlar altında konserleri işgal eden orta yaş üstü kitleyi pek de seven bir insan değilim. Bunda bahsi geçen kesimin konserlerdeki yersiz davranışlarının da etkisi var. Öte yandan, Blues Festival söz konusu olduğu zaman durum tamamen değişiyor. Nitekim, Cuma akşamı bunu görmek de mümkündü. Neredeyse yarı yarıya gibi bir oranla, 18 – 25 ve 40 – 50 yaş gruplarına bölünmüştü seyirci, ve iki yaş grubundaki insanların da neredeyse tamamının dans ettiğini, Blues havasını yakaladığını gözlemlemek mümkündü. Hatta John Lee Hooker Jr. sahnedeyken az ilerimizde yaşları en az 65 olan iki tane dede de genç kızların (hatta bir ara Mr. Hooker’ın da) ilgi odağı olmuşlardı.


Konser sonrasında, organizasyon ekibinin davetiyle (thanks to Bümk) After Party’e geçtik. Kemancı’da gerçekleşen bu olay bir partiden ziyade sanatçıların konser sonrası toplaşması niteliği taşısa da, geceye muhteşem bir son oldu. Sharrie Williams ve John Lee Hooker Jr.’in orkestra elemanlarından bazıları, sahnedeki Sahte Rakı Blues Band’in elemanlarıyla değişerek çok hoş bir jam session yaptılar. Festival bünyesinde sahneye çıkan isimlerin istisnasız hepsinin oldukça kibar ve muhabbetine doyum olmaz insanlar olduğunu da eklemeliyim son olarak.

Festival’in İstanbul konserleri Cumartesi akşamı itibariyle sona ermiş olsa da, hala gidilecek olan 5 şehir bulunuyor. Blues Festival bence bir kez daha sahne alan sanatçılardan bağımsız olarak çok büyük bir eğlenceye ev sahipliği yaptığını ispatladı.

p.s: İki fotoğraf da 2mp kameralı cep telefonumdan çekildi, ben de inanamıyorum hala.

"Ben girebiliyorum, siz de girin"

Türkiye siyasi tarihinin trajikomik cümleleri arasına mutlaka girmeli Erdoğan'ın bu sözleri. Yanlış hatırlamıyorsam gazetecilerle arasında geçen bir konuşmada "Youtube'dan bakın" diyen Erdoğan'a, "Youtube Türkiye'de yasaklı ama" diyen gazeteciye verilen cevap bu: "Ben girebiliyorum, siz de girin."




Önümüzdeki günlerde Torrent ve Rapidshare rehberi yayınlarsa ben AKP'ye oy veririm arkadaş.

Hillary Clinton: Yeni ABD Dışişleri Bakanı

Barack Obama'nın 2008 ABD Başkanlık Seçimleri'nde Demokrat Parti adayı olmak için yarıştığı Hillary Clinton, Dışişleri Bakanı olarak görev yapacak.


Yapılan araştırmaların ve resmi teklifin sonrasında Hillary Clinton, 20 Ocak'ta başkanlık görevini devralacak olan Obama'nın Dışişleri Bakanı olmayı kabul etti. Bunun, Amerika'nın hem içinde hem de dışında olumlu etkileri olacağını tahmin etmek güç değil. First Lady döneminden kalma tecrübesi ve bilinirliği ile pozitif yaklaşımı hem Amerika içinde Demokratları (ve muhtemelen aşırı muhafazakar olmayan Cumhuriyetçileri) birleştirecek, hem de diğer ülkelerle daha ılımlı ilişkiler kurulmasını sağlayacak.

Elbette, Amerika hala Amerika'dır ve genel politikasını Obama bile değiştiremez ama; bu sefer kendi adıma umutlu olduğumu söyleyebilirim.

Identity


Unique olmak için çaba sarf etmek; bir yandan "sıradan insan"dan farklılaşmak için bir yerlerimizi yırtıp bir yandan da "farklılaşanlar" olarak "aynılaşmamız" da apayrı bir ironi. Süper de bir kısır döngü üstelik





Expositions #1

Karşılaştığım, beğendiğim şarkılardan bazılarını, mümkün olduğunca da bilinmeme ihtimalleri yüksek olanları elbette, Expositions konsepti çerçevesinde paylaşacağım. Aşağıdaki playerdan da şarkıları dinleyebilirsiniz (yani inşallah çalışacak)


Heaven holds a sense of wonder










Tiesto mixiyle, daha da önemlisi Sasha & John Digweed'in Northern Exposure setiyle büyük popülerlik kazanan bir parça aslında Delerium - Silence, çaldıklarım arasında en çok bilineni kesinlikle ama kaçırılmaması lazım.

Puppini Sisters, hayatınızda görebileceğiniz en tipsiz hatunlar ama yarı a capella olarak popüler parçaları yorumluyorlar. Buraya Crazy in Love kaydını koydum ama Sway yorumlarını da dinlemenizde fayda var.

Son olarak da muhteşem ses Nicola Hitchcock'un vokalistliğini yaptığı Mandalay'dan This Life var. Mandalay LastFm'deki tagler arasından en çok ambient/electronica yı yakıştırabildiğim bir grup, çok iyi değiller ama This Life gibi çok süper parçalarına da denk gelebiliyorsunuz.



Taraf Nereye?

Taraf, çok ilginç bir gazete. Bu hafta 1. yaşını kutluyor yanlış hatırlamıyorsam ve şu 1 yıl içinde, Dağlıca baskınından, basılmaya karşı eylemlerine; Ergenekon haberlerinden Aktütün görüntülerine kadar pek çok sansasyonel habere imza attılar. Haber kaynakları kimlerdir, gerçekten de ordu içinden mi bilgileri sızdırıyorlar; tam bilemiyoruz henüz. İlginç olan, geçtiğimiz aylarda batma sınırına gelmişken, Ahmet Altan'ın "bir yerden büyük para gelecek" gibi bir açıklamasından sonra yayın hayatına devam etmiş olması; ve sansasyonel haberlerinin de bu açıklamadan sonrasına denk gelmesi, bence incelenmesi gereken bir olgu. "Sivil" bir toplum için çaba sarf ediyor olabilirler, buna eyvallah; ama yöntemleri, sadece ve sadece provokasyon amaçlı yaptıkları haberler yüzünden saygı gösteremiyorum kendilerine. Hele hele, 1 ay önce hükümeti savunan haberler yaparken birdenbire rota değiştirmeleri, haberlerinin odak noktasını asker olmaktan çıkartıp hükümet yapmaları bence oldukça trajikomik bir gelişmeydi.


Şu anda da, kendilerinin de belirttiği üzere batmak üzereler. Hükümet yanlısı iken hükümet yanlı kaynaklardan aldıkları reklamlar sayesinde ayakta duran gazete; bu reklamlar da kesilince, dımdızlak ortada kaldı. Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen bir gelişme bunun en güzel örneğiydi: Taraf'ın hükümet ile arası iyiyken, Sabah gazetesinin dağıtacağı promosyon kitaplarının basımını (Sabah'ın kendi basım yeri olmasına rağmen) Alkım Yayınevi basacaktı. Bilmeyenler için belirtelim: Sabah gazetesi en büyük hükümet destekçisi medya kuruluşu, Alkım Yayınevi de Taraf gazetesinin sahibi olan kuruluş.

Bu gelişmelerden sonra Taraf gazetesine neredeyse hiçbir kesim reklam vermemeye başladı. Başka bir yerlerden "para gelmezse" de gidişat hiç iyi gözükmüyor kendileri için. 3 gün önce almış olduğum Taraf gazetesinin içindeki bir ilanı alıntılayalım:

"Bu gazeteye ilan veren cep telefonu operatörüne numaramı taşıyacağım" - xxx

Kendileri mi yazdırdılar yoksa gerçekten birisi böyle bir ilan mı verdi bilinmez; ama Taraf'ın içinde bulunduğu durumu çok güzel bir şekilde ifade ediyor bence böyle bir ilan. Bunun da üstüne bugün, Türk gazetecilik tarihinin bence en efsanevi promosyon manşetine de imza attı Taraf gazetesi:





Durum ne olur, Taraf yayın hayatına devam eder mi bilemiyorum; açıkçası kendilerini hiç sevmesem de gazetecilik dünyasında alternatif sesler olmasını da destekliyorum, dolayısıyla kapanmalarına da pek sıcak bakmıyorum.

Issız Adam

Anlamazdın anlamazdın, Kadere de inanmazdın
Hani sen acı veren kalpsizlerden olmazdın.





Issız Adam, hakkında bir şeyler yazmanın çok güç olduğu bir film. 3 gün önce seyretmiş olmama rağmen ancak bugün yazabiliyorum buraya bir şeyler, o da güçlükle. Çağan Irmak, bu sefer hiçbir filminde olmadığı kadar hayatın içinden almış konusunu. Şehir hayatından, tüketimden, artık çoğumuzun günlük hayatından bahsediyor bir noktada. Kalabalığın içinde yapayalnız kalan, kendi deyimiyle "ıssızlaşan" insandan. Bir yandan da Yeşilçam dönemlerinden sahnelere; ve de en önemlisi 60-70'li yılların müziklerine yer vererek; eskiye olan özlemini dile getiriyor.

Filmin içeriğiyle, yaşananlarla ilgili bir şeyler yazmak, hala sahneleri hatırladıkça ya da müzikleri dinledikçe gözleri dolan bir insan için çok zor. Ufacık detaylarıyla bir bütün olan, "yeni" ve "modern" şehir hayatının en can alıcı noktalarına değinen bir film Issız Adam. Özellikle 20'li ve 30'lu yaşlarındaki insanların kendilerinden pek çok parça bulacaklar filmde, ve pek çoğumuza olduğu gibi onların da suratına tokat gibi çarpacak Issız Adam. Kendi adıma söyleyebilirim, hayatımda belki de en çok etkilendiğim film olabilir Issız Adam. Çağan Irmak, hepimizi paramparça etti.



Hadise ve Eurovision 2009

Geçtiğimiz günlerde yapılan basın toplantısıyla TRT, Eurovision 2009'a katılacak sanatçı olarak Hadise'yi belirlediklerini açıkladı.



Yanlış hatırlamıyorsam, bu sene için düşünülen iki isimden diğeri de Şebnem Ferah'tı. Yarışmanın konsepti ve içeriğindeki müzik türleri falan düşünülecek olursa Hadise açık ara daha iyi bir tercih oldu diyebilirim. Şebnem Ferah'ı Hadise'den daha çok seviyor olsam da, bu yarışmaya onun katılması pek de başarılı bir tercih olmazdı.

Hadise'nin yazacağı parçaya ve yapılacak promosyon çalışmasının da kalitesine bağlı olarak ilk 5'e çok rahat gireceğimizi düşünüyordum şarkının hangi dilde söyleneceğini umursamadan. Bunun da üstüne Hadise açıklama yaptı bir iki gün önce, parçasını İngilizce yazacağını belirtti; dolayısıyla çok güzel bir dereceyle karşılaşabiliriz gibi geliyor.


Emre Aydın ve EMA


Türkiye'nin efsanevi starı Emre Aydın, MTV Avrupa Müzik Ödüllerinde, "Europe’s Favourite Act / Avrupa'nın Favori Sanatçısı" ödülünün sahibi oldu. MTV'nin vereceği bir ödülün bende kredibilitesi bulunmuyor zaten (örnek olarak söyleyelim, En İyi Rock grubu "30 Seconds To Mars" oldu); ama yine de bu ödülü normal bir şekilde kazanabileceğine inanmıyordum. Nitekim, ödülün internet üzerinden yapılan oylama sonucunda verildiğini belirtmem gerek (gözleriniz parlamaya başladı sanırım); üstelik bu oylamada da ip kontrol denilen olay yapılmadığı için herhangi birisinin milyonlarca oy verme şansı bulunmaktaydı.

Emre Aydın kaç oy aldı dersiniz?

210 milyon


Gurur Duyuyoruz


Yeri gelip de deli etseniz de, büyük rezaletlere imza atsanız da; eksiğinizle fazlanızla sizinle gurur duyuyoruz.



Barack Obama: Dönüm Noktası

Aylardır tartışılan, Türk medyasının da son birkaç haftadır gündeminde olan Amerika Başkanlık Seçimleri sona erdi. Kısaca istatistiklere değinecek olursak:

- 270 delege oyu kazanan adayın başkanlığını garantilediği yarışta Obama 349, McCain 163 oy aldı.

- Obama yaklaşık olarak 64 milyon, McCain 54 milyon oy aldı.

- Aslında seçim sonucuna doğrudan etkisi olmasa da, yüzdelere bakıldığında Obama %51, McCain %46 oy aldı.

Açıkçası, Obama’nın kazanmak için her türlü sebebi olmasına rağmen son anda gerçekleşecek çeşitli olaylar ve gelişmeler sonrasında başkanlığın McCain’e gideceğini düşünen birisi olarak bu seçim sonucuna kısmen şaşırdığımı söylemeliyim. Özellikle de anketlerde belirtilen oy farkının da burada gerçekten ortaya çıkması (ki genelde anketlerdeki oy farkından çok çok az oy farkı ortaya çıkar seçim günü) da bu seçimin şaşırtıcı sonuçlarından biri oldu.


“Obama neden kazandı?” sorularına kısaca cevap arayalım:


1-) Yeni, genç ve değişiklik vaat ediyor.

8 yıllık Bush yönetiminden sıkılan (şu anda %25 destek yüzdeleri var mesela) halka yüzeysel olmayan bir değişiklik vaadiyle gelen, diğer politikacılardan da hem duruşu hem de ten rengiyle ayrılan bir başkan adayı; toplumun büyük kesiminin dikkatini çekti haliyle. Gerek internet, gerek reklamlar üzerinden genç kitleye de çok başarılı bir şekilde ulaşan Obama; oldukça başarılı bir kampanya yürüttü. Önceki adayların aksine toplumun bütün kesimine hitap etmesi ve Cumhuriyetçi oylarını almak için çaba sarf etmesi de Obama’yı öne taşıyan etkenlerden biri oldu.

2-) Irak Savaşı

Her ne kadar son zamanlarda çok bahsedilen bir sebep olmasa da Irak’taki savaşın yorgunluğu ve ona karşı olan tepkiler de Cumhuriyetçi kesime bir tepki oluşmasına sebep oldu.

3-) Ekonomik Kriz

Dünya için çok büyük olumsuz etkileri olsa da; Obama için “kaymak gibi” oldu ekonomik kriz. Krizin tam da McCain’in “Ben ekonomiden anlamam.” Açıklamasından birkaç hafta sonra patlaması, bu süreçte McCain ve ekibinin krizin çözümüne yönelik sağlıklı görüşler belirtememeleri onlara olan desteği azaltırken; Obama’nın mantıklı açıklamaları ve doğru hamleleri ibrenin yönünü açık bir şekilde değiştirdi. Hatta incelenecek olursa; Obama’nın anketlerde kazanmaya başlamasının ve zamanla arayı açmasının da bu kriz sonrasına denk geldiğini görebiliriz, ki kriz olmasaydı şu anda başkan olarak McCain’i de görebilirdik.



Amerika’da siyahi bir politikacının başkan olmasının ağırlıklı olarak sembolik bir önemi bulunuyor. Sadece 50 – 55 yıl önce toplumun kalburüstü hiçbir kesiminde kendine yer bulamayan ve kölelikten; sefaletten öteye geçemeyen bir kesimin 50 yıl içinde iktidara gelebilmesi, gerçekten de takdirle karşılanması gereken bir başarı. Açıkçası şüpheliyim, Martin Luther King “I Have a Dream” konuşmasını yaparken, 45 yıl sonra bu rüyanın ötesine de geçileceğini gerçekten düşünüyor olabilir miydi? Yine de bu seçim sonucunu, Amerika’daki ırkçılığın sonu ve karşılıklı anlayışın gelişmesinden ziyade bir kampanya başarısı olarak görmek lazım; zira hala sıkıntılı olaylar gerçekleşebiliyor ve hala Cumhuriyetçi bir adaya oy veren %46’lık bir kesim var.

Peki bu seçim sonucunun Amerika’ya ve dünyaya etkisi nasıl olacak. Obama’nın gelmesiyle birlikte Amerika’nın dış politikasının değişeceğini iddia etmek bence büyük saçmalık olur. Eninde sonunda seçilen başkanlardan ve partilerden bağımsız bir şekilde ilerleyen bir devlet politikası var Amerika’nın ve kişilere bağlı olarak bu politikanın genel çerçevesi değişmeyecektir. Elbette savaş konusunda daha ılımlı bir Amerika izleyeceğiz; hatta genel politikayı bozmayacak şekilde pek çok değişikliği de göreceğiz ama Amerika’nın şu anda ilişkide olduğu ülkelere karşı olan politikasının başkanın değişmesiyle birlikte değişeceğini iddia etmek yersiz olur. Buna bağlı olarak sıkça tartışılan bir konuya da değinmek gerek: Ermeni Soykırımı’nın, Obama seçildi diye onaylanacağına hiçbir şekilde inanmıyorum. Amerika politikasında böyle bir gündem varsa elbette onaylanacaktır ama bunu Obama’ya ya da Joe Biden’a bağlamak bence yanlış olur.



20 Ocak’tan itibaren Amerika ve dünyayı yeni bir süreç bekliyor. Obama’nın, “We can change” iddiasını gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği, neleri değiştirip neleri aynı bırakacağı büyük tartışma konusu ve heyecanla bekleniyor. Ne olursa olsun, yıllar sonra bile bakıldığında, 4 Kasım 2008 Dünya ve Amerika tarihinin en önemli dönüm noktalarından birisi olarak kabul edilecek.

ABD Seçimleri Bu Gece





Amerika Başkanlık Seçimleri, bize göre bu gece başlayacak. Son altı haftadır bütün anketlerde ön sırada olan, yer yer de fark açan Obama'nın seçimi kazanmasına kesin gözle bakılıyor ama risk hala büyük Obama açısından.

Seçim yorumlarına sonra değinecek olsam da, seçim öncesi durumu bir göstermek gerek.


En son yapılan anketler Obama'nın McCain üzerinde %53'e %44 gibi 9 puanlık bir avantaja sahip olduğunu gösteriyor. Daha önce de pek çok kanıtları olduğu üzere seçim günü bu fark çok azalacak; ama 2 sebepten ötürü bu anketlere çok güvenmemek gerekiyor:


1-) Bradley Effect var, Obama son anda ırkçılığın kurbanı olabilir.
2-) Bir eyalette fazla oyu alan kişi o eyaletteki bütün adayları alıyor. Dolayısıyla Obama'nın fazladan alacağı 15 milyon oyun aslında hiçbir önemi yok; ve de çok fazla (electoral vote deniyor buna) electoral vote çıkartan yerlerden en azından birkaçını kazanmazsa başkanlığa güle güle demesi lazım.




Yeri gelmişken belirteyim, başkan olabilmesi için 538 electoral votedan 270ini alması gerekiyor Obama'nın, eyaletlere göre Electoral Vote lar da şu şekilde dağılıyor:




Son olarak da, Obama dün itibariyle büyükannesini kanserden kaybetti; bu kadar denk gelebilir.


http://www.cnn.com/2008/POLITICS/11/03/obama.grandma/index.html

F1 2008 Sezonu Sona Erdi


Formula 1 2008 sezonu, Brezilya Interlagos’ta bu akşam yapılan efsanevi bir yarışla sona erdi. Her ne kadar birinciliği Felipe Massa kazanmış olsa da; muhtemelen aylarca sürecek tartışmalara konu olacak şekilde 5. olan Lewis Hamilton, 2008 Pilotlar Şampiyonası’nı kazandı.

Öncelikle sıralamalar:

Pilotlar Şampiyonası
01 Lewis Hamilton 98
02 Felipe Massa 97
03 Kimi Raikkonen 75
04 Robert Kubica 75
05 Fernando Alonso 61
06 Nick Heidfeld 60
07 Heikki Kovalainen 53
08 Sebastian Vettel 35
09 Jarno Trulli 31
10 Timo Glock 25

Takımlar Şampiyonası
01 Ferrari 172
02 McLaren-Mercedes 151
03 BMW Sauber 135
04 Renault 80
05 Toyota 56
06 STR-Ferrari 39


Brezilya GP’si gerçekten de aylar boyunca tartışılacak. Başı dışında oldukça heyecansız, hiçbir dramaya ya da taktik oyunlarına sahne olmayacak gibi gözüken yarışın kaderinin son 10 turda değişmesi; Formula 1’in gerçekten de son birkaç senedir çok heyecanlı geçtiğinin bir kanıtıydı adeta . Her ne kadar genel olarak bakıldığında çok heyecanlı bir yarış olmasa da, son 2 tur F1 resmi sitesinin tabiriyle “tırnak ısırtıyordu”.

Kısaca ne oldu? Felipe Massa’nın şampiyon olması için 1. olması, bu sırada da Hamilton’ın en fazla 6. Olması gerekiyordu. Yarışın bitişine yaklaşık olarak 9 tur kala başlayan yağmur (bu sırada Massa 1, Hamilton ise ilk 6’nın içinde yer alıyor) neredeyse bütün pilotları pit-stop yapmaya zorladı. Bu pit-stopa girmeyip yarışa kuru zemin lastikleriyle devam eden Timo Glock, pit-stoplar sonrası Hamilton’ın önünde yer aldı. Bu sırada 5. Olan Hamilton’ı, yarışın bitmesine 2 tur kala, bu senenin flaş pilotlarından Sebastian Vettel geçerek Massa’yı o an itibariyle şampiyonluğa taşıdı. Ancak, pit-stopa girmeyen Timo Glock, son turda, yarışın sondan ikinci virajında yavaşlayarak arkasındaki Hamilton’a geçildi. Bu şekilde 5. Sıraya yerleşen Hamilton, dünya şampiyonluğunu da 1 puan farkla kazandı.

Elbette bu son 6 tur ile ilgili olarak tartışılacak çok şey var. Timo Glock’un neden pit-stop yapmamayı tercih ettiği tartışma konularından biri; diğeri ise daha da önemli: Timo Glock gerçekten de Hamilton’a yol mu verdi, yoksa kuru zemin lastikleri o virajı almasına engel mi oldu? Bir Ferrari fanı olarak ikincisinin gerçekleştiğine inanmak istemiyorum elbette ama yapılacak itirazlar sonrasında bir soruşturmanın açılacağından ve durumun ne olduğunun ortaya çıkacağını ümit ediyorum. Tabi bu noktada Formula 1 yöneticilerinin bile çıkarlar söz konusu olduğunda olası bir şikeyi göz ardı edeceklerinden şüphem yok.

Sezona genel olarak bakacak olursak, açıkçası şampiyonluğu tam anlamıyla iki tarafın da hak ettiğini söyleyemiyoruz. Bir yanda bolca hata yapan, Fia tarafından haklı cezalara çarptırılan Hamilton varken, diğer yanda da hem kendi yaptığı hataların, hem de takımının başarısızlıklarının acısını (trajikomik benzin hortumu hadisesini hatırlatırım burada) son yarışa 7 puan geride girerek ödedi. Genel olarak Ferrari’nin arabası daha iyiydi ama Hamilton da aradaki açığı kapatacak kadar hızlı sürüyordu; haliyle son yarışın son turuna kadar uzanan bir sezon yaşadık. Sezonun en büyük hayal kırıklığını Kimi Raikkonen, en flaş ismini de Sebastian Vettel olarak açıklarsak yanlış olmaz herhalde. İtalya GP’sinde kazandığı yarış ile Formula 1 tarihinin en genç yarış kazanan pilotu olan Vettel, Alman ve İtalyan marşlarını bir arada dinleterek eski günleri hatırlattı. Sezonun son yarışının da kaderini belirleyen isimlerden biri olan (aslında, “olmaktan kıl payı dönen”) Vettel’in adını önümüzdeki sezonlarda daha sık duyacağız muhtemelen.

2008 sezonu biterken, 2009 sezonu ile ilgili spekülasyonlar çoktan başladı. Alonso, önümüzdeki sene hangi takımda yarışacağını önümüzdeki hafta sonuna kadar açıklayacak. Vettel’in hangi takıma gideceği büyük merak konusu. Ferrari, yeni gelen düzenlemelerin açıklanmasıyla birlikte F1’den çekilme tehdidini ileri sürdü, ne olacağı hala belli değil. Ve son olarak, küresel ekonomik krizin Formula 1 üzerinde de büyük etkileri olması bekleniyor; sponsorluk anlaşmalarıyla ilgili büyük gelişmeler bekleyebiliriz.

Timo Glock mevzusuyla ilgili gelişmeleri aktarmaya devam edeceğim.

Hoşgeldiniz


Uzun bir aradan sonra bu blogu tekrar aktifleştirmeye karar verdim; sağdaki hakkımda kutusunda yazdığı gibi; formula 1'den politikaya, müzikten futbola kadar söyleyecek sözümün olduğu çoğu konuda yazmaya çalışacağım. Yorumlarınıza da ihtiyacım var bolca.

tekrardan, hoşgeldiniz.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...