Finaller ve insan bünyesi üzerindeki etkileri

Finallerin de tadına baktık, sanırım ilk sene ilk dönem adına yapılabilecek her şeyi yaptım, çekilecek
bütün acıları çektim. Yani, bitmiştir umarım. Bir umut=)

Tek derdim burslarımdı açıkçası, onlar için de F almamam gerekiyordu, büyük ihtimalle de almayacağım; bu bünyenin finallere çalışabileceğine inanmazdım pek, ama evet, olabiliyormuş.

Bu sürenin öncesi ve sonrasında ne oldu? Yılbaşını evde kutladım kendime hayret ederek, belki de böylesi daha iyi oldu (aksi takdirde bu yazıyı sevgilisi olmayan bir Arda yazıyor olabilirdi mesela), bir şey diyemeyeceğim.

"Justification"  denen meretin kişiliğimi güçlendirirken bir şeyler yazabilme yeteneğimi de aynı oranda katlettiğini fark ettim. Kurgusal bir öyküde yazdığı her kelime için justification aramaya başlayan bir Arda eninde sonunda vazgeçiyor tabi yazmaktan.

Avaz Avaz deadline'ı belli oldu bu arada, and you know what? I've got nothing. Evet, çok hoş gidecekti bu phrase buraya=) (çok fazla ingilizce karıştırıyorum her yere, evet iğrenç bir şey; ama bazen Türkçe'de anlatamayacağın kadar iyi oturuyorlar oraya.)

Jazz Piano ya da Piano Jazz. Yakın zamanda Massive Attack'ten beri ciddi anlamda etkileyen gruplar arasında Esbjörn Svensson Trio ve Tord Gustavsen Trio. Yavaş yavaş keşfediyorum tabi; ama dinlediğim her yeni şey sevgimi arttırıyor açıkçası. Bir de bunlardan ayrı olarak Télépopmusik var ki, henüz tek albümlerini dinlemiş olmama rağmen sevgi duydum kendilerine büyük miktarda. Yeni tatlar, yeni zevkler arıyorum mütemadiyen, evet. Biraz da sakinleştim sanki, eski sertliklerden pek bir şey kalmadı=)

A, hatırlamışken belirteyim tabi, bir last.fm keşfi. Faun. Haggard sevenler mutlaka sevecek, Haggard'dan daha yumuşak ayrıca bunlar=)

Bir de, Tim Booth - Monkey God. Aylardır arıyordum, geçtiğimiz haftalarda buldum, "play count" a da yansıdı tabi=)
İzmir beni bekliyor, 1 Şubat öğlen civarlarında oldukça mutlu ve huzurlu bir insan olacağım tahminimce (sebebi yukarıda duruyor açık açık)

Blog olarak ekleyeceğim gerçi; ama evet, Hrant Dink, bu ülkede biraz olsun geride bıraktığımızı sandığım şeylerin hala devam ettiğini hatırlattı bana. Salaklık olduğunu fark ettim bu ülkede
"belki", ileride bir gün düşünce özgürlüğünün var olabileceğine inanmanın. Gerçekten yazık.

Yazı yazmam lazım, çokça yazı yazmam lazım, durmadan...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...